Etiket: timsah

ne-ugrunda-yasayacaksin

Ne Uğrunda Yaşayacaksın

Yavaş konuşunca insanlar bu fütuhatın kendi içerisinde bir deveranı mıdır yoksa hakikati anlamak için biraz daha böyle mi gerekiyor? Diye sual etseler cevaben; Cenabı Hakk’ın Seyyidimize sunmuş olduğu bu ikram dairesinde anlatılacak şeylerin fazlalığı, ona yetişemeyecek olan dillerin varlığı, ama onun gönülden gönüle inkişafında verilecek olan mücadele, o mücadele içerisinden varsan eğer, sana mügayir olan değerleri yeniden anlaman için zannedersem bu hız senin için yavaş gelecektir.

Bir hakikatten bahsetmek gerekirse, sana hayatın boyunca söylenmiş olan bir cümlenin bugün biyolojik, matematiksel ve bütün değerle ele alınış biçimiyle, ‘uğrunda yaşayan’ bir adam olmak isterken sen, önce ‘neyin uğrunda’ olduğunun farkında olman gerekmez.

O farkındalık gerekliliğinin sen farkına varmadıkça, bu fütuhatların senin mucibinde neleri değiştirdiğini fark etmedikçe, o farkındalığı bir başkasına taşıman ne kadar zor olacak, onun da farkında mısın belli değil.

Onun farkına varabilmek ve kendi vücut kimyanı şöyle uzayın bir noktasından başlayarak kendi kalbindeki bir noktaya kadar getirebilmek için belki şu 20 dakika mümkün değil çünkü bu fütuhatın kendisi 2400 sayfalık bir fütuhattır. Ön sözüyle beraber 2500 sayfaya ulaşacak olan şu fütuhatın içerisinde bir şeyin uğrunda yaşayan bir adamın neyin uğrunda yaşadığının farkına varmadığı andan itibaren mahşer yerinde vereceği hesabın karşılığında neyle karşılaşacağını fark edememesi gayet doğaldır.

Mahşer yerinde ne ile karşılaşacağını fark etmeyen adam bu dünyada da neyin farkında olabilir ki?

Bu dünyada bir şeyin farkında olmayan adamın doğal olarak mahşer yerinde de farkındalık yaşayamayan bir adam olacağı gayet doğal ve gerçektir.

Yani hakikat itibariyle şunu söylemek ister fütuhat; eğer bu dünyada kendinizin ne olduğunun farkında olmazsanız eğer, mahşer yerinde ne olup bittiğinin farkında olamadan hesabın en zor haliyle karşılaşmanız mümkün. Hadi o yaşanmadığı için ve hayal dünyasının beyninizde oluşturamadığı baskı unsurunu siz de meydana getiremeyince, belki esbabı mucibinde neyin uğrunda yaşadığınızın farkında olduğunuzu zannediyor olabilirsiniz. Çünkü dünyanın en tehlikeli şeylerinden bir tanesi zandır.

O zan ile ilgili Kur’an-ı Azimüşşan’da beyan edilmiş olan ‘zan ehli olmama hali’ genellikle başkaları adına söylendiği zannedilir. Zannın içerisinde var olan zan insanın rüyadaki hali gibidir. O yüzden Resulullah Aleyhisselatu Vesselam insanların dünya hayatındayken bir uykuda olduğunu beyan etmiştir.

Zanna bina edilmiş bir rüya halidir bu. Halet-i ruhiye derler buna esasında buna ama hikmet babına erilse, insan zannınca hareket ederken kendisine zannettiği zandan bahseder Kur’an-ı Azimüşşan.

İnsan işte bu yüzden ne uğruna yaşadığını bilmezse o farkındalığın esasına asla ulaşamayacaktır.

Bugün bütün gençlere söylenen temel bir değer var; ”Neyin uğrunda yaşadığının farkında olmalısın ve bir şey uğrunda çalışıyor olmalısın.” derler.

‘Uğur’ kelimesinin günümüz karşılığı; kimi olaylarda görülen ve insana iyilik getirdiği inanılan belirti ya da kimi nesnelerde var olduğu inanılan iyilik kaynağı olarak ifade edilmiştir. Yani bir iyiliği elde etmek için verilen mücadele uğrunda verilmiş bir mücadeledir. Ve o uğrunda verilmiş olan mücadeleye tek bir muvazeneye bağlayarak bir adamı doktor olmak uğrunda, avukat, profesör, devlet yönetmek uğrunda, yahut tek bir muvazene-i ilahi’den kopuk, dünya hayatı uğrunda çalışan bir adamın insan bünyesinde fiziksel, kimyasal, biyolojik ve matematiksel getirmiş olduğu değerlerin farkında mıdır insan?

Hayır.

Kendinin farkında olmayan adamın halidir bu.

Tasavvuf erbabının insana söylemiş olduğu en temel değer ise; senin kendinin farkında olduğun andan itibaren Cenabı Hakk’ın farkındalığının başladığı gerçeğidir. Senin kendinin farkına varamama durumun ise uğur-u ilahi değil, uğur-u dünyevi olmandan kaynaklıdır.

Basit bir sual etmek isterim sana, bir timsah yer yüzünde tek bir şey uğrunda yaşıyor olabilir mi?

Eğer sana tek bir şey uğrunda yaşamanı söyleyenler, evrimsel biyoloji matematiği ile bahsediyor olsalar da hakikat dairesinde hayvanatın da tek bir uğur dairesinde çalıştığını iddia ve ispatları gerekmez mi?

O halde hep beraber timsahın hayatına bakalım.

Timsah dediğin bir nehrin içerisinde yüzüp gelen ara sıra canı sıkıldığında bir şeyler yiyen bir canlı mıdır?

Yaratılışı itibariyle evrimin kökensel boyutunda biraz daha sıkılıp karaya çıktığı zaman karasal bir hayvana dönüşmüş olan bir memeli midir?

Ne deri anatomisi, ne göz altyapısı, ne burun delikleri buna imkan vermezken belki biyoloji kitabında daha detaylı okuyacağınız üzere sadece bu haliyle baksak timsah sadece keyif etme uğrunda yaşayan bir canlı mıdır?

Timsahın tırnaklarını ele alabilir misiniz mesela?

Biyologlar bilir mi? Biyologların bilmediği bir başka gerçekle başlayalım.

Timsah‘ın tırnağı.

Yani işin ucunun ucundan başlayalım. Timsah nehrin dibinde gezerken parmaklarının sivriltilmişliği, o nehir bölgesinde kuluçkaya yatmış olan balıkların bırakmış olduğu yumurtaları, o bölgeden daha serin ve daha sıcak bölgelere taşımak için görevlendirilmiştir çünkü doğum yapmaya gelen anneler, yani dişi, o yumurtayı bırakacak olan balıklar, genel itibariyle vücut ısıları yüksek olduğu için çok da sıcak olmayan daha soğuk yerlere bırakmıştır yumurtalarını ama yumurtaların biraz daha ısıya ihtiyaçları vardır.

İşte timsahlar gelip o balıkların üzerinden onları kovalar, o dişi balıkları oradan itelerken, tırnak aralarına girmiş olan o yeni balık yumurtalarını alır ve bir başka yere sakince bırakırlar.

Çok garip bir şey vardır, balığın kendi larvasının tek girebileceği yer, özellikle o bölgede yaşayan balıklar için, timsah tırnaklarının iç yapısındaki içbükey geometrisiyle bire bir uyumludur. Garip bir elektromanyetik statik çekim gücü vardır ve gölden almış olduğu statik güç ve enerji sebebiyle bu larvalar oraya taşınırken hiç bir problem yaşanmaz.

Basit bir tabirle anlatmak gerekirse, bugünkü tüp bebek yapma teknolojisinde kaybedilen spermlerin yeniden kazandırılabilmesi için timsah tırnağı geometrisine ihtiyaç vardır. Bilirler mi? Hayır.

Timsah’ın haberi var mı? Evet bir mana-i cüz’ide haberi vardır zira Rabbinin kendisini boş yere yaratmadığını bilen timsah, burnundan nefes alış verişi yaparken salgıladığı burun enformasyonu ile, yani burundaki bilgi hakikati ile çevresinde bulunan sıtmaya ait olan bütün sivrisinekleri kovaladığını bilir misiniz?

O hakikat dairesinde ceylanlar, timsahların gelip geçtiği yerden su içerler. “Bunlar akılsız mıdır” diye sual etsen, buna cevaben; Timsahların bulunmuş olduğu nehrin özellikle böyle girip çıktıkları, o hızlıca hareket ettikleri yerlerde var ya, işte orada burunlarından çıkan o sülfürik koku sebebiyle o bölgede sıtma hastalığını oldukça yaymakta olan ve ceylanların patolojik yapısını bozacak olan sinek yapılarını kovarlar.

Yani ceylanlar “Hadi beni timsahlar yesinler” diye gitmezler oraya.

Gergedanlar, taylar, tay yavruları, özellikle yavruları doğmuş olanlar, timsahların özellikle gezdiği nehir bölgelerine “Hadi benim çocuğumu yesinler” diye gitmez.

Timsah’ın burnundan çıkan o kokudur ki bölgede kendi tayları, kendi yavruları ilk defa o virüsle, mikropla karşılaşacak olan yavrusu ondan ölür diye tabiri caizse kendisini ve evladını korumak adı altında timsahların bulunduğu yere gider.

Devam edelim ister misiniz?

Timsah’ın derisi kendisi farkında olmasa dahi üzerindeki çıkıntı yapıları göl ve nehir altında var olan o otsul yapıların tohumlarını taşımak için kullanılır.

Yani “Neden tırtıklıdır bu” diye sual etseler; o göbek altından timsah süründüğü yerden o yapraklardan çıkmış olan tohum yapısını alır, taşır ve bir başka yere doğru götürür.

Yani timsahın tırnağından başladık, burnu dedik, derisi dedik her birisi ayrı bir canlı grubu için bir başka şeyin uğrunda yaşayan bir varlık haline dönüşmüşken timsaha sorsan bundan haberi var mı?

Yok. Zira onun aklı yok dersen, timsah hangi nehirde hangi mesafede ve ne kadar yüzülmesi gerektiğini, derinliklerinin tamamını bir önceki gitmiş olan timsahın kendisine bırakmış olduğu el izi ile anlar. Nereden? Bütün nehir girişlerinde timsah dişlerinin bırakmış olduğu izler vardır. Özellikle bölgedeki büyük ağaçların kenarlarına bırakılmış olan bu izleri okurlar ve ona göre giderler.

Sen buna akılsız diyemezsin.

Ama bir başka durum vardır ki timsah bunu farkında olmadan yapar. İnsan ise farkında olup yapabilme üzerine ve cürretince yaratılmıştır. Rabbinin izni inayetiyle ona Rahman ve Rahim olarak bütün alemlerin Rabbi olan Hazreti Allah, o Besmele-i Şerife’yi ona niyaz etmiştir ki o bunun farkında olabilmiştir.

Kendisinin farkında olmayan bu adem oğluna bir baksan, bu ademoğlu sadece kendini bir meslek ve bir tek yol üzerine yürütecek olsa, o kendine zulümlerin en ağırını işlemiş olur. Zulümatın en ağırı odur ki, kişi tek bir şey için ömrünü harcasın.

Ey genç adam, dön ve bir bak. Hayatını neyin uğrunda yaşıyorsun?

Timsah’ın tırnağı, derisi, kokusunu duysan tiksinip kusacağın burnundan çıkan koku dahi evrim patolojisini alt üst eden şeylerdir.

Yani evrim timsahın burnunda çuvallayıp kalırken, sen hayatının hangi noktasında ehli küffar’ın neyini çuvallamasına sebebiyet veriyorsun?

Ve o sebebiyet verebilme uğrunda işin hangi mihenk noktasında olduğunun farkında mısın?

Bak bakalım şimdi, güncel hayatında “Ben doktor olacağım, bunun uğrunda çalışıyorum” diyerek hayatındaki bütün her şeyi bir kenara itmiş ol. Timsah’ın en garip halidir en az 3 iş yapar. Saymaya kalksak bugün için 3 bin civarında faydası vardır timsahın hayata. Hadi 3’te kaldık. Sen ise tek bir şey uğrunda yaşayacağını söylüyor, doktor olduktan sonra da insanlara faydalı olacağından bahsediyorsun.

O noktaya gelene kadar seni köreltenler farkındalar mıdır ki insan biyolojisinde beyni tek bir işe yönlendirilmiş olanın nitrojen parçalama oranı düştüğü gibi, hücrelerin glokobin yapıları tamamen çökertilir. Bu çökertilme ile birlikte insanlar ne kadar spor yaparlarsa yapsınlar büyük bir çöküntü yaşamaktadırlar.

Bakıyorsunuz sarkıklar başlamış. “Yürüyemediğimiz için bu hale düştük” diyorlar. “Spor yapsaydık bu hale düşmezdik” diyorlar.

İnsanın dünya hayatında tek bir derdi varsa, o isterse gece gündüz 100 er kiloluk aletlerin altına girip çıksın, vücudu sarkacak çünkü glokobin yapısı düşmüş.

Tıp ne bilir hakikati?

Hiç bir hakikatten habersiz zira Hakikat-i İlahiye’yi reddetme boyutuyla başlamış, işin besmelesi olmadan başlanmış hangi ilimden Rahman ve Rahim olan Hazreti Allah’ın tecelli-i gayesi kavranmış da, kavranılmadığı o hal ile insanlara faydası dokunabilsin.

Ey insanoğlu! Sen yer yüzünde tek bir şey için, tek bir şey uğrunda, tek bir şeyi becermek için yaratılmış olsaydın, Vallahi timsahlar değil, virüsler bile senden daha ala, daha üstün, daha muhteşem canlılar olarak işin fıkhi, hakiki, hikmet tarafı böyle inzal olunması gerekirdi.

Zira virüs dediğin o yapı dahi, biyoloji kitabında okursan görürsün, 300’den fazla hakiki işi kendisi haberinde olmadan yapmaktadır.

Sen ise tek bir işi başararak o başardığın işle Alem-i İslam’a faydalı olacağına söylüyorsan; Vallahi, Billahi, Tallati sana yalan söylemişler.

Seni kandırmışlar. Seni oyuna getirmişler.

Senin beyninin yaratılışında uzay fonksiyonunun temel yapısı ve gıdası gereğince, geometrik iz düşümlerinin beyin kıvrımlarını oluşturması sebebiyle; Uranüs, Neptün ve bütün bu gök cisimlerinin vücudunda meydana getirmiş olduğu entegratif ilkeler gereğince, sen aynı anda 10¹⁸⁰⁰⁰ işlemi yapabilme kabiliyetine sahipsin.

Bunun mesleki sınıflandırılmasına gelince, bir adam aynı anda kaç işi yapabilir?

Bir adam, en ahmak diyebileceğin adam, neden ahmaktır? Nitrojen seviyesini kullanamadığı için. Bir başka boyutun bir başka dersidir bu. Yani yer yüzünde en işe yaramaz adam, ki öyle bir adam yok herkes işe yarayabiliyor ve şu fütuhat ispatlamıştır ki herkesin zeka seviyesi aynıdır. Herkes işine geldiği şeyin uğrunda yaşadığı için bu haldedir.

Ha keza koyduk bir tarafa, “Dünyanın çilekeş hayatını sürmektense keyfini sürmeye geldik” diyen adamlara dahi baksan, onların beyinleri pörtlemiş olsa, Alzheimer’ın sonuna vurmuş olsa, bir Alzheimer hastasını önümüze getirseniz, aynı anda 5 işi yapabileceğini gösteririz. Örgü örerken veya bunu öğrenirken aynı anda şiir ezberleyebileceğini, aynı anda bir filme bakıp onu hatırlayabileceğini, aynı anda bir başka yerdeki insanın derdini düşünürken o derdi düşünmesi sebebiyle yeniden kılcal damarları harekete geçireceğini; kılcal damarları harekete geçirmek için gerekli olan detoks yöntemlerini istediğiniz kadar kullanınız, siz başkasının dertleriyle dertlenmedikçe kılcal yapılarınızın kanlanması mümkün değil.

Bugün toplumun %76.5’inde görülmekte olan dolaşım bozukluğunun temelini mi soruyorsunuz?

El cevap, başkasının dertleriyle dertlenmeyen adamın kılcal damarlarında mevzu bahis olmaz. Zira demirin bağlanma gücü sinir algoritmasında fiziksel olarak düşünce gücüyle hasıl olur. Düşünmeden hasıl olmayacağı için de bir insanın bir başka insanı düşünebilmesi esastır.

Bir başka insanın derdiyle dertlenmeyen insanın demir fonksiyonlarındaki elektromanyetik bağlanması, hemoglobin seviyesinin üstünde olacağından, hemoglobin bunları bağlamayı bir türlü beceremez ve kılcal damarlarında garip bir kapanma yaşanır ki bu özellikle insanın çevresine yaymış olduğu enerjinin tekrar kendisine dönerken negatif iyonizasyon yapması sebebiyledir.

Odaları kirleten bizler değiliz.

İnsanlar, dervişler birbirlerine soruyorlar. “Bu evin içinde nazar mı var, büyü mü var, sihir mi var ki ben şu anda nefes alamaz hale geldim?”

Cevap, evet bunlar hayatın içerisinde ne yazık ki ortamı negatife çeviren bir unsurdur ama en az senin kadar, sende onlar kadar negatifsin. İnsanların kendi hayat biçimlerindeki düşünceleri öyle bir noktaya gelmiştir ki en ala yahudi sihirinden ala şeyleri bizler kendimize yapar olmuşuz.

Başkasının derdiyle dertlenmeyen adamın, bağırsak düzeneği de bozulur, sinir algoritması da bozulur, midesindeki mukozasında erime de hasıl olur.

Yolda görmüş olduğu hayvan doğum yapacak diye üzülmeyen bir adam görürseniz veya bir kedi bir yavrusunu taşırken “Yazık kediye bak, Rabbim buna da kolaylık versin” diyemiyorsan, görmezden geliyorsan eğer, insanları bırak, hayvanatın bile halini görmezden gelen adamın haliyet-i ruhiyesi şudur; mide mukozası kalınlaşıyor, mukoza kalınlaşınca balgamlaşıyor yani iyice katılaşıyor.

Katılaştıktan sonra sen onu sıvılaştırmak için bir ilaç alıyorsun. Miden ekşidi çünkü vücudunda bu madde eksildi zannediyorsun. Ekşimeyi engellemek için kullandığın maddenin bazik unsurları, asidik unsurlarının üzerine basıyor. PH dengesizliği safradan gelen yeni fonksiyonla bir daha bozuluyor. Oldu sana mide kanaması.

Herkes bir virüsü, bir bakteriyi arıyor. Acaba ne oldu?

Basit bir şey oldu. Sen insanlar ve alemler içerisinde kendi dertlerinle dertlendiğin için, hiç bir şeyin uğurunda olamadığın için, tek bir şeyin uğrunda ve o tek şeyi de kendi hayatının merkezine aldığın için miden allak bullak oldu.

Tıbbiyenin esasındaki hakikatlar açılsa, insanlar doktorlara gitmekten vazgeçecekler.

Çünkü insanın doktorudur insanın kendisi.

Kendisini bilmeyince ona gerektir bir Mürşidi Kamil’i. Zira o Mürşidi Kamil’dir ki insanın kendisine doktor ola. İnsan ne bilir kendini ha akşam olmuş ha sabah ola.

İnsan öyle zannediyor ya kendini, sabah oldu akşam oldu, “Ben farkındayım canım o hayatın” diyor. O hayatı yakalamış gidiyorum diye zannediyor.

Cevap, yeryüzünde sana indirilmiş olan şu Kitab-ı Kerim’i ömründe bir defa dahi hatim etmemiş adamın, iman muvazenesinden çıkmamış olsa da el, kol, bacak ve eklemlerindeki bütün sıvı kaybına temel sebebiyet veren bakteriyi çağıran iyonosfer bir faktöre sahip olduğunu bilir misin ey adam?

Bu sadece bir tanesi. Binler ve milyonlarcasını saymaya kalksak, şu Kur’an-ı Kerim’in kendisi şifadır. “Şifa-ı İlahi’dir” diyen Cenabı Hakk’ın ne söylemek istediğini sorgulayan mealci zihniyet onu yaşamaktan insanları alıkoyacak bir başka muvazeneyi koyarken; ey gençlik sen ise bunlara karşı tek bir meseleyi önüne koyduysan eğer, şu fütuhatlar da sana getirilmiş önüne bir sofrada açılmışken sen hala bunun uğrunda değil, “Ben önce bir meslek sahibi olacağım” dersen, vallahi bu ümmete karşı bir hesap vereceksin.

Bu ümmete karşı vereceğin hesabı da ömrün boyunca değil, hayatın boyunca gece gündüz namaz kılsan ödeyemezsin.

Bu hakikat dairesinde şuna bakmaya mecbursun; aynı anda doktor olmaya, aynı anda mücahit olmaya, aynı anda insanlara hakkı söylemeye, aynı anda hizmet etmeye, aynı anda kendi nefsinde mücadele etmeye. Bak sana 5 tane iş yazdım. Bu 5 tane iş yer yüzünün en ahmak adamının yapabileceğidir.

Hakikati İlahiye’de kendisine dert edinmiş olan bir adama, Cenabı Hakk yer yüzünde aynı anda 99 işi yapabileceğini beyan edeceği Kur’an-ı Azimüşşan’da 99 Esma-i Şerif ile Tecelli-i İlahi’de mizaç hakikati üzerine beyan edildiği için kesin ve katiyetle ifade edilmiştir.

Yer yüzünde bir adam aynı anda kendisine 99 minvalde 99 hedefi gösterip 99 ayrı noktaya atış yapıp başarılı olabilme imkanına sahiptir.

Yani şundan bahsediyorum, eğer senin derdin hedefi vurmak ve hakiki bir avcı olmak isterse, silahı eline aldığında yukarıdan geçen kuşu, birisinin attığı parayı, yerdeki tozu vs vurmayı becerir ve bunu severek yerine getirirsin.

Yok eğer şurada 3 tane mermiyi şu delikten geçireyim de şu askerlikten kolayca terhis olayım dersen, elbetteki terhis olacaksın. Ancak her terhisin sonunda bir hakikat var.

Er olmak, erbaş olmak var.

Yüzbaşı olmak, binbaşı olmak, genelkurmayda görevli olmak var.

Ey genç adam, sen bu dünyaya er, erbaş olmaya gelecek olaydın sana bu fütuhat nasip olmazdı.

Madem nasip oldu, görevin büyüktür. Rabbim bunun farkında olanlardan eylesin.

Kalın sağlıcakla.

Kaynak: Fütuhatı Seyyid Muhammed Ruhi

gözyaşı hakkında bilgiler

GÖZYAŞI

Bir sinir damarından beynin akıntısıyla meydana gelmiş olan gözün içerisinde ayrı bir alem vardır.   O alemin …

avrupanin-cokusu

Avrupa’nın Yarını – Avrupa’nın çöküşü

Geçen dersimizde Avrupa’nın dününden ve vahşetinden bahsettik. Peki böyle mi devam edecek? Hayır.    Bir kaç …

Avrupa'nın Bugünü - Avrupa'nın iç yüzü

Avrupa’nın Bugünü – Avrupa’nın iç yüzü

Fütuhat kapısında Avrupa ile ilgili olan bir fütuhatı beyan edeceğiz. Çünkü Avrupa tarihini zaten Türkiye’de …