Web sayfama hoşgeldiniz

hosgeldiniz

Web sayfama hoşgeldiniz

Herkese merhaba,

Ben Elife hoca olarak yıllardır sizlerin sorunlarını ve problemlerini çözmek ile uğraşıyorum. Bu uğraşlarımı ilmi çalışmalar ile yapmaktayım. Bu ilmi çalışmaları manevi çerçevede Allah’ın rızasını kazanmak için yapmaktayım.

Elife Hoca sadece bayanlar ile çalışmaktadır.

ya-Vehhab

Yâ Vehhâb

O Allah Vehhâb’dır. İhsan onunla görülür. O karşılıksız verir; İzzetini bilen kullar onun kapsında bekleşir. Hesapsız lütfeden Allah, kullarının cömertliğiyle bilinir. Fakirlik kulundur, zenginlik onun. Vehhâb varlığa lütfetmekten yorulmayan Allah’ın ismidir.

Yâ Vehhâb! Ol dediğin varlıklar yalnız senin isminle olur. Ol deyip var kıldıkların senin isminle doğrulur. Adınla yarattığın varlığa hatırlat verdiğin ismi, yalnız senin adın eyle ol deyişimizi.

Allah’ım! Vehhâb adınla lütuf kapına varılır, nimet verdiğin zaman gururlanandan, nurun senin izninle saklanır. Herkese çalıştığının karşılığını veren Rabbim. Seçtiğin kullarını, yalnız senin bildiğin hayırlara yaklaştırırsın. Bizi bilmediğimiz belalardan uzaklaştır Allah’ım.

Yâ Vehhâb! Sen karşılıksız verirsin başkasına minnet edilmez. İkramın ebedidir, cömertliğine bizim duamız yetişmez. Kuluna hiç düşünmediği nimetler verirsin, bizim görüp bildiğimiz, senin ilmine erişmez. Günahımızı bağışla, bize hikmetinden öğret. Bizi tükenmez hayırlar verdiğin kullarınla birlikte haşret.

Yâ Vehhâb! Resulün senden neyi istediyse biz senden onu istiyoruz, Resulün nelerden sığındıysa sana, biz de onlardan sana sığınıyoruz. Bizi Himayenden uzak tutma, korku ve cehalet içinde bırakma. Yâ Vehhâb! Duamızı isminin hürmetine, müminlerin duasından ayırma.

“Karşılıksız hibeler veren, çok fazla ihsan eden” anlamına gelen El Vehhab Esmaül Hüsnası’nın faziletleri nedir?  El Vehhab Esmaül Hüsnası hangi durumlarda okunur? Ebced değeri nedir? İşte sizlere El Vehhab ismi şerifin anlamı, fazileti ve sırları…   

Vehhâb isminin anlamları, Kuran-ı Kerim’de ki Arapça ve Türkçe manası, Vehhâb isminin Kuran’da geçen ayetleri, Vehhâb isminin faziletleri, Esma-ül Hüsna yani Allah’ın güzel 99 isimlerinden Vehhâb isminin sırları ve zikirlerini yazımızda bulabilirsiniz.

Vehhâb İsminin Özellikleri

Kökeni: Arapça

Arapça Yazılışı: الوهّاب

Vehhâb İsminin Anlamları

Karşılıksız bolca veren.

Vehhâb, Allah’ın çok hîbe eden, çok fazla bağışlayan olduğu anlamına gelir. Hak sâhibi olmadıkları halde yarattıklarına çok çok verendir.

Çok fazla ihsan eden, çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayan demektir.

Bol bol hediyeler veren.

Karşılıksız nimetler veren, çok fazla ihsan eden.

Vehhâb İsminin Faziletleri, Sırları ve Zikri

Günde 196 kez.

Sıkıntısız borçsuz bir hayat için okunur.

Ya Vehhab ismini sürekli zikreden kişinin rızkı artar, maddi sıkıntılarından kurtulup, refaha erer. Mahlukata karşı güçlü ve heybetli görünür. Dua edilirken 7 defa zikr olunursa duanın kabulune vesile olur. Zeka ve anlama güçlüğü olanlara yazılarak içilirse faydası olur.

Esma-ül Husna’dan el-Vehhâb İsminin Geçtiği Kuran-ı Kerim Ayetleri

(3:8) Ey Rabbimiz! Bize ihsan ettiğin hidâyetten sonra kalblerimizi haktan saptırma, bize kendi katından rahmet ihsan eyle! Şüphesiz ki, Sen bol ihsan sâhibisin.

(38:9) Yoksa sana o Kur’ân’ı veren çok güçlü ve ihsan sâhibi Rabbinin hazineleri onların yanında mı?

(38:35) Süleyman: “Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki, ardımdan hiç kimseye yaraşmasın. Şüphesiz, bütün dilekleri veren sensin.” dedi.

Allah’ın Vehhâb İsmini İnsanlar Kullanabilir Mi?

Vehhâb ismi Allah’a ait isimlerden birisidir ve içerdiği anlamlar bakımından sadece Allah’a özgüdür. İnsanlar tarafından Vehhâb isminin kullanılması çok yanlıştır. İnsanlar tarafından ismin başına Abd eki getirilerek kullanılabilir. Yani AbdulVehhâb şeklinde kullanılabilir. Yani Vehhâb olan Allah’ın kullu anlamına gelmektedir.

Vehhâb esmasının ebced değeri ve zikir saati

Zikir Adedi : 14

Zikir Günü : Cuma

Zikir Saati : Zühre

Sabah gündoğdu vakitte

İkindinin son vaktinde

Akşam namazından bir saat sonraki vaktinde

Gece yarısından sonraki ilk vakitlerde

Bu esma-ı şerif  zikir vakitlerinde ve her vakitte ‘El-Vehhâb’- ‘Ya Vehhâb’ diyerek zikredilir.

Mevlâ Teâlâ’nın “el-Vehhâb” ism-i şerifinin, duaların kabulüyle de direkt ilgisi vardır. Bu alâkaya binaen, bir kimse duasının arasında yedi defa “Yâ Vehhâb” ism-i şerifini zikrederse, yaptığı dua kabul olur.

Bir kimse Duha (Kuşluk) namazını müteakip secdeye giderek bu vaziyetteyken 14 kez “Yâ Vehhâb” ism-i şerifini zikretmeyi kendine daimî ders hâline getirirse, manevî merhaleleri süratli bir şekilde aşar.

Bu ism-i şerifi her gün 14 kez olmak üzere okumaya devam eden kimse, helâl yoldan büyük kazançlar elde ederek zengin olur ve hayırlı dileklerine erişir.

“Yâ Vehhâb” ism-i şerifine her gün devam eden kimse, tecellilerine nail olarak lütufkâr, bolca ihsan eden ve ilim, hikmet sahibi bir kimse olma özelliklerine kavuşur.

ya-Rezzak

Yâ Rezzak!

O Allah Rezzâk’tır. Açlık onun emriyle tadılır, tokluk onunla bilinir. O yarattıklarını rızıklarına yöneltir. Her şey onun ilhamıyla doyacağı yeri bilir. Rezzâk, Kullarına helali bildiren Allah’ın ismidir.

Yâ Rezzâk, ol dediğin varlıklar yalnız senin isminle olur. Ol deyip var kıldıkların senin isminle doğrulur. Adınla yarattığın varlığa hatırlat verdiğin ismi, yalnız senin adın eyle ol deyişimizi.

Allah’ım! Kulların Rezzâk adınla rızkını bulur. Nice kulların vardır, rızkını ne biriktirir ne de taşıyabilir. Onların karınlarını rızık verenlerin en hayırlısı doyurur. İsmi Rezzak olan Rabbim! Rahmeti gökten toprağa indirir, boynumuzu çeşmelerden su içmeye eğdirirsin. Bize yalnız senden istemeyi sevdir, başkasına el açtırma ya Rabbi!

Yâ Rezzâk! Nasibimizi sen yazdın, başkası ihtiyacımızı gidermez. Rızkı senden umarız, şükür senden başkasına edilmez. Yeryüzüne rızkı ölçüyle indiren, ahireti dünyadan hayırlı eyleyen sensin. Bize dünyada güzellik ver, ahirette güzellik ver. Senin rızandan güzel bir nasip bilinmez.

Yâ Rezzâk! Cimriliğimizi cömertliğinle, tamahkarlığımızı resulünün kanaatiyle, savurganlığımızı adaletinle, nankörlüğümüzü, Rezzak isminle terbiye eyle. Verdiklerinle şaşırmaktan, imtihan kıldığın şeylerle şımarmaktan sana sığınırız. Verdiğini hayırla ver, geri aldığını hayırla al. Yâ Rezzâk! Duamızı isminin hürmetine kabul eyle.

“Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan” anlamına gelen El Rezzak Esmaül Hüsnası’nın faziletleri nedir?  El Rezzak Esmaül Hüsnası hangi durumlarda okunur? Ebced değeri nedir? İşte sizlere El Rezzak ismi şerifin anlamı, fazileti ve sırları…    

Rezzâk Esması

Rezzâk : رزاق

Er- Rezzâk : الرزاق

Ya Rezzâk : يا رزاق

Arapça kökenli bir terimdir.

Rezzak İsminin Anlamı

Rezzâk – الرزّاق (Rızık veren ): Allah’u Teâla Azze ve Celle bütün yarattığı canlının azıklarını yaratıp onlara ikram ve ihsan eder.

Er-Rezzâk : Yarattığı tüm varlıklara faydalanacağı rızıkları ikram eden O’dur.

Er-Rezzâk : Bütün canlıların rızıklarını yaratan, kullarına bahşeyleyen ve rızıklarına kefil olan yüce yaratıcı O’dur.

Er-Rezzâk : Maddî-manevî her çeşit rızkı ve rızık verdiklerini yaratan da O’dur.

Er-Rezzâk : Yaratmış olduğu her varlığın rızkını veren Rezzâk’tır.

Rezzak esmasının ebced değeri ve zikir Saati

Zikir Adedi : 308

Zikir Günü : Cuma

Zikir Saati : Zühre

Sabah gündoğdu vakitte

İkindi güneş tepe noktası vaktinde

Akşam namazı sonrası vaktinde

Gece teheccüd namazı vaktinde

Bu Esma-ı Şerif  ‘El-Rezzâk’ ‘Ya-Rezzâk’ diye bu zikir saatlerinde çekilirse tecellisine daha çabuk vakıf okunur.

Havas alimlerinin bilgileri doğrultusunda Allah’ın Er-Rezzak isminin Hz.Mikail A.S’ ın tesbihlerinden birisi olduğu söyleniyor.

llah Teâlâ, yaratmış olduğu bütün canlıların rızkına kefildir. Bu hakikat Kur’ân-ı Kerîmde: “Yeryüzünde rızkı Allah’a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. O, onların karar kıldıkları yerleri de, emaneten durdukları yerleri de bilir. Onların hepsi apaçık bir kitaptadır.” (Hûd Sûresi, 6) âyet-i kerimesiyle beyan edilmiştir.

Rızık vermek yalnızca Allah Teâlâ’ya mahsustur. Rızkımızı muhtelif yollardan kazanmamız, O’nun bu işi sebepler üzerinden takdir etmesiyledir. Her şeyden önce bunu çok iyi anlamamız ve rızkımızın bize kolay bir şekilde ulaşması için namazlarımızı özenli bir şekilde kılıp tevbe ve istiğfara devam etmemiz lâzımdır.

Buna göre; insan nasıl ki dünya hayatında ev alırken en konforlusunu, araba alırken en iyisini, elbise alırken en kalitelisini, yiyecek alırken en lezzetlisini tercih ediyorsa, aynı hassasiyeti manevî rızıklarını da temiz yollardan aramalıdır. Zaten samimî bir şekilde arayan, boş çevrilmez.

ya-Fettah

Yâ Fettâh

O Allah Fettâh’tır. Fetih kulun nasibine onun emriyle yazılır. Varlığın kapısını açar; can, evine onun lutfuyla varır. hayırlardan perdeleri o kaldırır, hikmetlere onun izniyle varılır. İnsana yürüyeceği yolları o kolaylaştırır. Darlıklardan ferahlığa, onun ismiyle varılır. Fettâh, hayırları fetheyleyen şerlerden muhafaza eden Allah’ın adıdır.

Yâ Fettâh! Ol dediğin varlıklar yalnız senin isminle olur. Ol deyip var kıldıkların senin isminle doğrulur. Adınla yarattığın varlığa hatırlat verdiğin ismi, yalnız senin adın eyle ol deyişimizi.

Allah’ım! Fettâh adınla açılır hayırlar, şerri arayan kullar ona yalnız senin izninle koşar. Nimetlerin kapısını, İsmi Fettah olan açar, düştükleri azabın kapısında bekleşir, lütfunu görmeyen kullar. Yâ Fettâh! şerlerden uzak kıl, Hayır kapılarında tut bizleri.

Yâ Fettâh! Sensin tohumu ve çekirdeği çatlatan. Senden başkası yokken, ol buyurduğun kulları varlık rengine boyayan. Ezelde sen vardın başkası yoktu. Sen varsın biz varlığınız, sensin âlemlerin varı. Fetihle müjdelediğin kullardan eyle bizi. Rahmetinden mahrum bırakma can evimizi.

Yâ Fettâh! Yakın olan fethine bizleri uzak kılma. Lütfettiğin hayırdan sonra, şerlere yaklaştırma. Elimizi helaline, kulağımızı hükmüne, gözümüzü cemaline, dilimizi sözlerine aç. Göğsümüzü imanla, kalbimizi muhabbetinle genişlet. Yâ Fettâh! Duamızı isminin hürmetine kabul eyle.

El-Fettah

Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, darlıktan kurtaran, zorluk ve müşkülleri çözen, maddi-manevi bütün kapıları açan. Hüküm veren, kapıları açıp yardım eden, zafer ve fetih lütfeden ve varlıklara suretler giydiren, Kulların arasında hakim olan. Her şeyi hikmetle açan.

El-Fettâh : الفتّاح

Yâ Fettâh : يَا فَتَّاحُ

Tabiatta bulunan bitki ve ağaçların çiçek açması, çekirdeklerin ve tohumların sümbül vermesi, rahmet ve mağfiret kapılarının açılıyor olması El-Fettah isminin getirdiği tecellidendir. Ya Fettah ismine iman edenlerin ise Allah bütün kapılarını açar.

El-Fettah esmasının ebced değeri, zikir sayısı:

Ebced değeri ve zikir sayısı ; 489

Zikir günü ; Çarşamba

Zikir saati ; Utarit (Güneş doğarken ve ikindi namazı sonrası.)

Çarşamba Utarit (Güneş doğarken ve ikindi namazı sonrası. ve gece yarısı)

İsm-i şerifin ayrıca, zorlukları kolaylaştırmaya yönelik bir anlamı da söz konusudur.

Bu mana doğrultusunda, ism-i şerifin tecellilerine mazhar olabilmek için ailemize, dostlarımıza, iş arkadaşlarımıza ve hukukumuz olan insanların tamamına işlerini kolaylaştırıcı, yardım edici ve incitmekten uzak durucu bir kimse olmalıyız.

“Yâ Fettâh” ism-i şerifinden bahsedildiğinde Fetih Sûre-i Celîlesinden bahsetmemek olmaz. “Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsân ettik.” (Fetih Sûresi, 1) şeklinde başlayan sûrede “Fetih” kelimesinin bütün manalarını ve sırlarını görebilmek mümkündür. Ayrıca, “Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde.” (Nasr Sûresi, 1) meâlindeki âyetle başlayan Sûre-i Celîle de bu ism-i şerifin manasını kavrama konusunda hatırlanmalıdır.

gözyaşı hakkında bilgiler

GÖZYAŞI

Bir sinir damarından beynin akıntısıyla meydana gelmiş olan gözün içerisinde ayrı bir alem vardır.

 

O alemin içerisinde hem ateş vardır hem acı vardır hem de tatlı vardır.

 

O ateş, gözün içerisinde özel bir ısı merkezidir. Bu ısı merkezi insanın görme duyusu için oldukça önemlidir.

 

Renklerin görülmesi için ışık, ışığın da oluşabilmesi için bir miktar ve çoğu zaman ısı gerekir. Isı olmadan da ışık oluşabilir ancak bu durum fizik üstü durumlarda yaşanabilir.

 

Günümüz şartlarında fizikte ışığın oluşumu ısıya bağlıdır.

 

Rengin görülebilir hale gelebilmesi de bu ısıyla mümkün olur. Karşı taraftan gelmiş olan ısının gözde algılanabilir olması için gözde de ısıyı kavrayacak ve ısı oluşturmaya yatkın bir yapının olması gerekir. Bu yapı gözün çekirdek merkezindedir diyebiliriz.

 

Gözü dünyaya da benzetebiliriz. Gözde de dünyanın merkezindeki çekirdeğin ısısı kadar olmasa da bu ısıyı kavrayabilecek bir yapı vardır. Bu ısının üzerinden geçen sıvı hücreleri vardır. Bunun sebebi; görünen her şeyin hafızası vücutta sıvı üzerinde tutulur. Tahmin edildiği üzere nöronların kendi içerisinde saklanan hafızaya dair ne varsa her şey suda saklıdır.

 

Hücrenin içerisindeki sıvı, vücudun hayat kaynağı olan sıvı, vücudu ayakta tutan sıvı, vücudun 4’te 3’ü olan sıvı vücudun hafıza merkezidir.

 

Bir insanın hafızasının gelişmesi su içmesiyle ve su tutabilmesiyle genişleyen bir unsurdur. Bu daha önce beyan edilmiş bir mesele değildir. “Hafıza nerede ve nasıl tutuluyor?” diyenlere de bu hususu böylelikle ifade etmiş oluruz. Gelecek yüzyıllarda bu sistem kullanılacaktır.

 

Hafıza tekniklerinden biri virüslerdir. Bir diğeri ise hücre sıvısına sahip olan küçük bakterilerdir.

 

Bakterilerin içerisindeki sıvı hard diskleri oluşturacak ve bu hard diskler de hafızada tutacaklardır.

 

İnsan hayatında ne yaşarsa yaşasın bütün yaşanılanları, her şeyi hücrelerdeki sıvı içerisinde tutarak hafızasında kalıcı hale getirir.

 

Gözyaşı, bu hücre sıvısının göz merkezindeki ısınma neticesinde akmasıyla meydana gelir. İnsanın yapmış olduğu günahlar, insan hücresi içerisindeki hücre yapı taşlarını bozucu bir etkiye sahiptir.

 

İnsan ağlamaya başlar ise beyinde hafızaya ait olan hücredeki sıvılardan bir miktarı alınarak göz hücreleri tarafından protein mekanizmasıyla seçilerek göze getirilir.

 

Bu merkezde ısıtılır ve gözden akıtılır.

 

Bu çekim esnasında, gözün merkezindeki sinir ile beyindeki nöronlardan bu hücreler çekilirken meydana gelen hal, duyguyla karşılaştırılabilir. Bir insan kininden, nefretinden, veya tamamen duygusal olmayan başka bir şeyden dolayı ağlasa bu yine temizlik içindir.

 

Nihayetinde gözyaşı beyni temizler. Ruhu da temizler.

 

İnsan ne kadar fazla gözyaşı dökerse hücreleri o kadar fazla yenilenir, bedeni o kadar fazla himaye altına alınmış olur, aklı o kadar çok gelişir, aklı o kadar çok korunur.

 

Çok gözyaşı döken insanların ömürlerinin sonuna doğru akıl veya akılla ilgili olacak hastalıklar yaşamadığı görülür. Gözyaşı hem aktığı yeri hem de çıktığı yeri temizler.

 

İnsanın gözyaşı ile çıkan sıvı ne kadar tatlıysa bu o kadar ruhani bir gözyaşıdır. İnsanın nefsinin mutmain olduğuna dair bir işarettir.

 

Gözyaşı ne kadar ekşiyse bunun nazardan olduğu anlaşılır. Nazardan olan durumlarda beyne aktarılan otomatik enerjiler vardır. Nazar böyle bir enerjidir.

 

İnsanın gözyaşı sıvısının acı olması durumu ise henüz nefsani kötülüklerden geçilmediğine işarettir. Tövbe istiğfar edilmesi gerektiğine işarettir.

 

İnsanın ruhunu ferahlatan iki şey vardır.

 

Bunlardan bir tanesi dua, bir tanesi de gözyaşıdır. Duanın en güzel hali el açılmış ve gözyaşı dökülmüş olanıdır. Bu durumda beden ve ruh aynı anda çalışır.
Gözyaşı böyle bir temizleyici özelliğe sahiptir.
Kaynak: Fütuhatı Seyyid Muhammed Ruhi – Esmaül Hüsna 1
avrupanin-cokusu

Avrupa’nın Yarını – Avrupa’nın çöküşü

Geçen dersimizde Avrupa’nın dününden ve vahşetinden bahsettik.

Peki böyle mi devam edecek? Hayır. 

 

Bir kaç önemli noktayı sohbet babında izah edelim, kitapta genişleteceğiz oradan daha kapsamlı okursunuz çünkü ülke ülke gitmek lazım meselenin üzerine. 

 

Sohbetteki genel kıstası beyan edelim ki en azından bir şeyi anlayarak bitirmiş olalım. Bir de Türkiye tarafından önemli olan izahati yapalım.

 

En başta Avrupa’nın Türkiye’ye verdiği zararları iyi anlamamız lazım çünkü Türkiye’nin Avrupa Birliği kurallarının fasıllarına göre hareket ederse daha düzgün, daha dirayetli, finansmanı daha güçlü, daha kredi alabilir, daha özgür bir hale ulaşacağı iddia ediliyor. 

 

İddiası ile kalmıyor tabii ki, 1960’lı yıllara kadar gündemimizde yok iken bir anda biz Avrupa Birliği ile gündem oluşturmaya başlıyoruz.

 

İşin en komik yanlarından bir tanesi odur ki; Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözü ile hep girizgah yaparlar ve derler ki; “Muasır medeniyetler seviyesine ulaşmamız lazım.”

 

Bu söz ‘Muasır’ kelimesi ile asrın ötesine geçebilme kabiliyetinden bahsediyor. Diyor ki, “Bizler bugün yaşadığımız asırda bunlardan gerideyiz”

 

Neden? Çünkü Cumhuriyet kurulduğu zaman deniyordu ki “Biz bunlardan bir asır gerideyiz.” 

 

Ne için? Uçak babından, araba babından, elimizdeki imkanlar ve ekonomi kısmında söyleniyordu bu.

Yoksa bizler komşuluk bakımından, sosyal ilişkiler bakımından tarih boyunca hiç Avrupa’nın gerisinde kalmadık hep önündeydik hala önündeyiz. Hala onlar bizim gerimizde.

Yani bugün siz gazetede bir kadının ölümünü, -asla hafife almıyoruz bu bir vahşettir- bir hafta boyunca okursanız bu ülkeden tiksinirsiniz. Sen bir hafta boyunca bir kadının kocasından hunharca, aşağılık bir şekilde, sokaklarda dayak yeyip öldüğünü okursan, bu memlekette yaşanmaz dersin. Ama sen bir haftadan beri aynı olayı okuyorsun.

 

Dersin birinci kısmında anlattık; bu olay Avrupa’da o kadar tabii ki, o kadar gerçek ki artık gazeteye haber değil. Gazeteye haber olmayacak kadar olağan bir süreç yaşıyor onlar.

 

‘Muasır medeniyet seviyesi’ bizim ekonomimiz için söylenmiştir. Bizim genel kültürümüz, hayata bakış açımız, yaşam biçimimiz adına söylenmemiştir. 

 

Amerika ve Avrupa arasındaki fikir kavgası yeni başlıyor. Bu da Avrupa’nın çöküş matematiğindeki 3 bacaktan bir tanesi. 

 

Avrupa fasıllarına dediler ki, “Sizin her şehrinizde bir üniversite yok. Sizin her şehrinizde bir üniversite olması lazım.”

“Güzel, olsun.” dedi bizimkilerde.

 

Dünyanın hiçbir matematikçisi, hiçbir eğitimcisi bana bu fütuhatın getirdiği imkanlar dairesinde, Seyyidimin bu fütuhatı karşısında her şehirde bir üniversite olması gerekliliğini ispatlayamaz. Bu bir Avrupa projesidir. 

 

Türkiye’de yaklaşık 10 sene sonra siz çivi çaktırmaya marangoz bulamayacaksınız.

Kaynak yaptırmaya demirci bulamayacaksınız.

Ampul taktırmaya elektrikçi bulamayacaksınız.

Boya yaptırmaya boyacı bulamayacaksınız.

O gün bir evi bugünün parası ile 7500-8000 liraya boyatacaksınız.

Bir pencere taktırmak için 600-700 lira para vereceksiniz. 

Bir marangoza “Bana bir tane sandalye yap” diyeceksiniz; 1500-2000 lira para vereceksiniz.

Çünkü bulamayacaksınız. 

Çünkü bu bir Avrupa projesi. 

Türkiye’nin meslek erbabını bitirme projesi ve bu projenin temelinde Dışişleri Bakanlığı var. Kabul ettiler, onayladılar; her tarafımız üniversite mezunu. En kötü işletme mezunu. Memlekette taksicisinden sekreterine kadar, neredeyse çöpçüsünden hademesine kadar bunlar hakikaten birer meslek olmasına rağmen bugün üniversite mezunu adam işsiz olduğu için bu hale düştü.

 

Bakın Türkiye’deki işsizliğin temel sebebi ‘iş yokluğu’ değildir. İşin yönetilememesinden kaynaklanmaktadır.

 

İş yönetilebilir olursa bu fütuhatın sözünü dinlerseniz; Türkiye’de 4,5 milyon işçi açığı var ya, o yetmez size 4,5 milyon daha işçi getirmeniz lazım.

 

Siz sürekli Hastahane açıyorsunuz. Sizin tarıma önem vermeniz lazım ama Avrupa Birliği dedi ki “Biz size hayvancılık kredisi vereceğiz.” sonra işin tam yarısında bu krediyi de kestiler. Zaten onu da başka amaçlarla kullandı bu millet o ayrı bir konu…

 

Bize çok ciddi anlamda ‘bir anda köşeyi dönmek’ gibi Türk insanına bir hastalık bağladırlar; bir anda köşeyi dönen bir anda o köşeden tepetaklak düşer. İnsanoğlu 40-45 yaşına kadar adam gibi çalışır, sonrasında rahata erer. O zamana kadar çile çekmeye Eyvallah edeceksiniz. Sen 25 yaşında zengin olmaya çalışırsan tökezler kalırsın çünkü tecrüben yetmez.

 

Avrupa Birliğinin bize müktesebat anlamında ikinci pompaladığı mesele; aile meselesi. Kendisinde aile matematiği kalmadığı için bugün Türkiye’de de bir aile matematiğinin kalmasını istemiyor. 

 

Özel hukuk matematiğinin içerisine sokulan, devlet matematiği çerçevesinde Avrupalıya göre hazırlanmış bir müktesebatın uydurması ile bugün Türkiye’deki evliliği düşürmeye Avrupa mecburdur. Çünkü Avrupa artık bir yaşlı ülkesi. Evlenmiyorlar, çocukları yok; bunun yerine köpek bakıyorlar. Çünkü Avrupa’daki yaşlanma hızı ile 20 sene sonra yaklaşık 50-60 milyon iş gücüne ihtiyaçları olacak. O günde nereden isteyecekler bu iş gücünü? Türkiye’den, Orta Doğu’dan.


Peki bu Türkiye’den, Orta Doğu’dan, Kuzey Afrika’dan işçi diye getirecekleri insanlar kimler? Müslümanlar.

Dolayısıyla Türkiye ve Orta Doğu’da neden dini ve dini yaşantıyı aşağıya çekmeye uğraşıyorlar? Çünkü diyorlar ki, “Ben öyle bir şey yapmalıyım ki gelen 50 milyon bana dini ile gelmemeli. Bana dindarlığı ile gelmemeli. Buraya geldiği zaman benden mescit istememeli. Benim ülkemde İslam’ı yaymamalı. Müslüman gibi yaşamamalı. Tamamen dünya insanı olmalı, tamamen materyalist olmalı ve o kafada gelmeli.”

 

Bizim ülkemizdeki bu nüfus projeksiyonunu çözemediniz. Çözemediğiniz için diyorsunuz ki “Din meselesi bu kadar önemli bir mesele midir?”

Din hayattır. Eğer o hayat olarak bakmazsanız bugün o matematiği kavrayamazsınız.



Avrupa’nın 3 tane yıkım bacağı var.

 

1- Amerika Birleşik Devletleri.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ve Avrupa ile yapacak şeyleri neredeyse kalmamıştır. Bunu bugün anlamayacaksınız, ileride anlayacaksınız.

 

Türkiye’nin iş yapabilme gücü ancak Amerika ile mümkündür. Bu Amerika’nın hegemonyası altına girmek demek değildir. Amerika’da sizin dininizin yayılması için her türlü imkan vardır ama Avrupa bu imkanı size asla ve katiyetle vermez.

Çünkü Amerika dini ihtiyacı olduğunu yakında söylemeye başlayacak.

Diyecek ki “Biz bu işin altından kalkamıyoruz. Bu cinayetlerin, bu rezaletin, bu pisliğin altından kalkamıyoruz. Deist olduk, ateist olduk ama işin altından kalkamıyoruz bize bir din lazım.” Ve şu anda Amerika’nın işi Hinduizme kaydırmak için de bir talebi var ama yeterli değil çünkü ruh doymuyor. 

 

Dolayısıyla Amerika’da sizin İslam’ı anlatmanız ve yayılması gayet doğal ve tabii bir süreçtir. Ama Avrupa’da bu mümkün değil. 

 

Neden? 

 

Çünkü Avrupa’nın içerisindeki büyük fraksiyon sayısı 32’ye çıktı.

Yakında Avrupa’da insanlar birbirlerine aynı sağcı-solcu kavgasında olduğu gibi birbirlerine karşı savaş açmaya başlayacaklar. Birbirlerine karşı sadece sözleri yetmeyecek kavga etmeye başlayacaklar. Çünkü bu kavganın bir başka temeli var;

2- Avrupa finans sisteminin temelleri sarsılmıştır ve çökmek üzeredir.

 

Avrupa Birliği’nin bu Euro bölgesi ile oluşturmaya çalıştığı birlik anlayışı son anlayıştır. İngiltere’nin de Avrupa Birliği’nden çıkışı ile bu mesele kapanmıştır. Artık Euro’nun kağıt ötesinde bir değere sahip olması beklenemez. 

 

Birileri diyecek ki, “İyi de Almanya makine üretiyor, araba üretiyor, onu üretiyor bunu üretiyor nasıl olacak?”

Ama üretim tesislerinin çoğu Çin’e aktı ve Çin bu saatten sonra aynı fiyatlara iş yapmayacak. Çin aynı fiyatlara iş yapmadığında siz artık Avrupalıyı Çin’e mahkum edeceksiniz. Çin’e mahkum olan Avrupa artık Amerika’nın değil Rusya’nın istediklerini yapmaya mecbur kalacaktır.

 

Rusya bu manada artık Avrupa’nın başında gelecek bir isimdir.

 

O yüzden Rusya ile İngiltere arasında önümüzdeki dönemlerde başlayacak muhteşem çatışmadan iki taraf da zarar görecektir. 

 

Herkes Amerika ile Çin arasındaki ticaret savaşını konuşuyor. Bu size yansıtılan bir görüntüdür. İşin aslı İngiltere ile Rusya arasındadır. 

 

İngiltere Rusya’nın Avrupa’nın başına geleceğini bildiğinden Avrupa Birliği’nden çıkmıştır ve işi tamamen yönetimsel metafora aktararak Amerika ile yeni bir zeminde yeni bir oluşum arayışı içerisindedir. Ama bunun da tutma ihtimali yoktur.

Bu noktada şunu beyan etmekte yarar var; dünyanın her yerinde Hintli şirketlerin %95’inin sahibi İngilizlerdir. Hintliler görüntüde size o şirketin sahibi olduğunu gösterirler. Hindistan’ın sahibi İngiltere’dir.

 

Kim satmıştır Hindistan’ı? 

 

Gandhi satmıştır. Sizin o muhteşem ‘Hindistan’ı kurtaran adam’ diye tanıdığınız amca var ya; o zayıf amca Hindistan’ı baba gibi satmış olan adamdır. Hindistan tarihinin en büyük hainidir. Tarihte Türk hainleri de anlatmaya kalksak yine kafa kaldırmayacak oraya girmiyoruz. ‘Her gördüğün sakallıyı hoca bilme’ meselesi buradan geliyor. Dolayısıyla Gandhi dediğin adam İngiltere’nin eli ile Hindistan’ı ele geçirmede son çiviyi çakarak Hindistan’a ait olan bütün malı mülkü ne varsa İngiltere’ye bağlamıştır.

Ancak buradaki Pakistan metaforu, yani onun gelişecek olması ve Çin içerisindeki hareketlenme dolayısıyla Türkiye’nin Pakistan ve Amerika ile arasındaki ilişki ve köprüyü kurma vazifesi vardır. 

 

Biz bu fütuhatta daha önce beyan ettik tekrar ediyoruz; Çin’den kim neyi ithal ediyorsa, ister bardak ithal etsin, ister ağaç ithal etsin, isterse makine ithal etsin; batacaksınız. Başka bir ihtimaliniz yoktur. Dünya’nın yeni finansman sistemi bunu kaldırmayacak. Hiç bir şekilde ithalatçı firma Türkiye’de Çin’den ithalat yapıyorsa ayakta duramaz. Batacak, batması da gerekiyor. 

 

Çünkü Türkiye’nin yanı başında Pakistan gibi bir Müslüman ülke var. Onunla beraber dünyada yapamayacağınız hiçbir şey yok. Buna rağmen bizim Pakistan ile bağımızı kopartmaya çalışıyorlar.

 

Sokakta sorsan “Pakistan ile mi iş yaparsın yoksa Çin ile mi?” 

Adam sana diyecek ki “Pakistan’da ne var ki abi?”

 

Pakistan Çin’den çok daha etkili bir ülke.

Ancak orası da yine aynı Türkiye olduğu gibi din yolu ile, mezhep yolu ile, meşrep yolu ile çatışma zeminine götürülmek isteniyor.

 

Bugün Hindistan Pakistan’ın üzerine neden savaş açacağını beyan ediyor?

Pakistan’ın büyüyeceğini herkes biliyor.

Pakistan büyüdüğünde Türkiye’den başka hiç kimse ile de iş yapmayacağını herkes çok iyi biliyor.

 

3- Finansman sisteminin getirisi ile beraber şu andan itibaren başlamış olan o iç karışıklılığı tutamayacak olmasıdır. Özellikle mezhepsel ve gelişim manasında Avrupa Birliği parlamentosunda sizin beklediğiniz süreçlerin hiçbirisi olmayacak. Avrupa Birliği topyekun dağılırken Türkiye’den Avrupa Birliği’ne bağı olan herkes Avrupa’ya kaçmaya mecbur olacak. 

 

Bugün dikkat ederseniz, Türkiye’deki önemli sanatçılar veya yazarlar neden Avrupa’ya gidiyorlar?

Amerika daha özgür bir ülke değil mi?

Amerika daha imkanı olan bir ülke değil mi?

Avrupa’da para kazanmak eskisi gibi değil, çok zordur. Amerika’da bu çok daha kolaydır. Neden Avrupa’ya gidiyorsun?

Herkes maaşını aldığı yere gider.

Herkes hangi şirkette çalışıyorsa işi bittiğinde ya da yapamayacağını anladığında oraya gider. 

 

Bugün bu ülkenin aydın kitlesinin hala %85’i Avrupa’ya bağlı. Göbekleri Avrupa’ya bağlı. Mutfaklarındaki fırınlarından, arabalarına kadar, giydikleri ayakkabılarına kadar Avrupa’ya bağlılar. 

 

Devlet adamları, bürokratlar, sanatçılar hepsi bağlılar ama bu bağlantının yöntemi var. Adam senin kapını çalıp ‘gel sen Almanlara çalış’ demiyor tabii ki.

Düşünce kuruluşları eliyle yapıyor çünkü Avrupa’nın elinde sadece düşünce kuruluşları kaldı. Geriye başka hiçbir şey kalmadı.

 

Şuan ellerinde kalan son parayı da düşünce kuruluşlarına harcarken ortada kalan son 3 kurşundan birini Türkiye’deki dini anlayışa harcamak üzerine kurguladılar. 

 

Türkiye’nin kalan son bağı olan tasavvuf ilişkisini koparmaktan başka çareleri yok. Bu çare bu sistematiği çökertmedikçe de Avrupa’yı ayakta tutabilme imkanı yok. 

 

Bugün Avrupa Birliği’ndeki domino taşı etkilerinden bir diğeri ise o süreç içerisinde kıtlık, kuraklık, iklim değişikliği diye tabir ettikleri Rusya’nın saldırısı var. Çünkü iklim değişikliğini tetikleyen Rusya’dır. İklim değişikliği diye bir şey yoktur. Rusya elindeki elektromanyetik cihazlarla sıcak havayı sürekli Avrupa koylarına iter. Avrupa Rusya’ya mecbur kalacaktır. 

 

Buradaki tek geçiş yolu Türkiye’dir. Biz Avrupa’ya muhtaç değiliz; Avrupa bize muhtaçtır.

Avrupa’nın bize muhtaciyetini anlayabilmeniz için gençler, önce sizin kafanızı değiştirmeniz lazım.

Zihniyetinizi değiştirmeniz lazım.

Siz onlara bir şey satma peşinde değil de onlardan bir şey alma peşindeyseniz; bu materyalist matematiğin gereğidir. 

 

Halbuki sizin burada geliştirmek ile mükellef olduğunuz topraklar var. Orta Doğu toprakları var ve Kuzey Afrika ülkeleri var. Bu ülkeler ayağa kalkmadan Türkiye’de ayağa kalkamaz. Bu bilince varmanız lazım. Avrupa’ya olan beklentileriniz, Avrupa’ya olan ilişkileriniz ise tökezlemiştir. Kültürel manada da tökezledikleri apaçıktır. 

 

Dikkat ederseniz bizdeki yazarlar ‘Nobel’den ödül almış yazar’ olarak anılmak için mücadele veriyorlar. Aynı kültürel yapıyı kendi ülkenizde kurgulamak için o mücadeleyi vermek sizin vazifenizdir. 

 

Dolayısıyla Avrupa Birliği’nin yarını hakikaten yoktur. Avrupa Birliği’nin finansman gücü, kredi kabiliyeti şu an tamamen New York ve Hong Kong borsasına bağlıdır. Bu iki borsa çöktüğü zaman Avrupa’nın parası yok. 

 

Neden biliyor musunuz? Avrupa topladığı bütün parayı bu iki borsaya emanet etti. Herkes Hollanda’da, İngiltere’de bir paranın olduğunu falan zannediyor. Avrupa’da şu anda kağıt dolaşıyor, altın falan kalmadı. Bir tek İngiltere’nin elinde var, o da çekiliyor. 

 

Fransa ve Almanya elindeki imkanları geliştirmek için bu saatten sonra savaşa girmeye mecburdur. Yeni kaynağa ihtiyacı var. O yüzden Suriye’ye sataşmak istiyor, Orta Doğu’ya gelmek istiyor. Eğer kıstırabilirsen, eğer engelleyebilirsen o zaman zaten Avrupa ayakta duramaz. 

 

Bir diğer mesele; Amerika Avrupa’nın tabiri caizse boynuzuydu ama boynuz kulağı geçti. 

 

Avrupa Amerika’nın bu kadar büyüyebileceğini tahmin etmiyordu. Bütün bu tahminlerin ötesinde herkes şu anda dikkat ederseniz Trump’ın gelişine gıcık öyle değil mi? Herkes Trump’tan nefret ediyor. Çok komik bir şekilde bizim ülkedeki yazarlar bile Trump düşmanı. Siz Trump’tan bir zarar mı gördünüz, neden gıcıksınız? 

 

Sebep şu, Avrupa tarihinde ilk defa Avrupa finansman krizine karşı çıkan adam Trump oldu. Dedi ki “Kim daha fazla para veriyorsa oraya giderim. Rusya mı veriyor? Ona giderim. Katar mı veriyor? Ona giderim. Benim derdim para.”

 

Tarihte ilk defa Avrupa’ya arkasını dönen bir Amerika var ve Avrupa şuanda düdük gibi ortada. Çünkü karşısında Rusya’nın kılıcı var ve o kılıç o kadar keskin ki vanayı kapattığı anda Avrupa soğuktan ölür çünkü doğalgaz Rusya’dan gidiyor. 

 

Bir başka mesele, Avrupa’nın günlük 8 ton uyuşturucu ihtiyacı var. Bütün Avrupa günde 8 ton uyuşturucu kullanır. Bu uyuşturucuyu Avrupa’da üretemiyorsunuz. “Müktesebat el vermiyor” diyorlar ya, hakikat öyle değil. Onu öyle kurguladılar, öyle sistemleştirdiler. 

 

Ve bu uyuşturucu ağının tepesine ise Rusya’nın engeli geldiği anda, öyle bir kotasyon gelirse eğer; “Ben bugün 8 ton değil 4 ton göndereceğim” derse ve elindeki imkanlarla onu engellerse yarın Avrupa birbirini kesmeye başlayacak. 

 

Amerika kendi işini Güney Amerika ile çözdü artık İran’a, Afganistan’a muhtaç değil. Amerika’nın arka kapısı var ama Avrupa’nın arka kapısı kapandı. Avrupa’nın arka kapısı Afganistan’dı, İran’dı; Rusya önüne geldi. Dedi ki “Arkadaş komisyonu veriyorsan uyuşturucunu vereyim.” Ne zamana kadar ödeyebileceksin? Fiyatlar günden güne artıyor. Rabbim bütün dünyayı kurtarsın ama siyasi bir gerçek bu. Diplomatik bir gerçek bu.

 

Avrupa’da ne yaptı biliyor musunuz? “Madem ki önümde böyle bir engel var, o zaman ben Türk gençlerini öyle bir hale getireyim ki bütün akım Türkiye üzerinden olsun.” 

 

Türkiye’deki bu uyuşturucuyu yaygınlaştıranların hepsi Avrupa’dan gelmiş olan adamların Türkiye’de vermiş oldukları mücadeledir. Onların burada kurmuş olduğu pek çok şirketin arkası bir uyuşturucu yapılanmasıdır. Türkiye’ye bu noktada muhtaçlar ve bu noktada kullanmak istiyorlar. 

 

Türkiye ise sokaktaki torbacı ile uğraşıyor.

Bu uyuşturucu kapıdan girerken neredesin sen?

Bu mal kapıdan girerken sen neredesin?

Bu mal Türkiye’de üretilmiyor ki…

Türkiye’de üretsen üretsen esrar üretirsin, 3-5 tane adama yeter. Bu büyük oranda üretim Türkiye’de yok. Kapıda yoksun, torbacı ile ne işin var? 

 

Torbacı gariban.

Bir hukuksuzluk yapıyor Allah ıslah etsin ama o da benim çocuğum.

Günaha bulaşmış evet ama o da benim çocuğum.

Meslek verebildim mi? Hayır çünkü sen sekreterini bile üniversite mezunu arıyorsun.

Evlendirebildim mi? Hayır çünkü senin birilerini evlendirmek gibi bir gayen kalmadı. 

 

Aile bitecek, uyuşturucu gelecek. Peki ondan sonra kimi tutabileceksin? 

 

Avrupa’nın önünde tek sibop var; Türkiye’nin batması. Ekonomik olarak değil yanlış anlamayın; Türkiye ekonomik olarak çok büyüyecek. Haddinden fazla büyüyecek ama o gün benim gencim Müslüman olmaktan çıkmışsa ne yapayım ben o parayı. Benim gencim kazandığı 5 bin liranın yarısını uyuşturucuya harcayacak hale gelmişse ne yapayım ki ben o parayı. Benim gencim cinsel durumunu değiştirmişse, öyle böyle olmuşsa ben ne yapayım o parayı. İnsanlar namaz kılmıyorsa, oruç tutmuyorsa, hayattan lezzet almıyorlarsa ne yapayım ben o parayı…

 

Dolayısıyla bugün Türkiye’nin yaşadığı şu ekonomik kriz var ya, Allahu Zülcelal’in büyük rahmeti. Uyanmak için kısa bir fırsat. Avrupa çökerken Türkiye çökmeyip ayakta kalınca ve çok para ile kalırsa problem çıkacak. O yüzden insanların kendi başlarına bir uyanış geçirmeleri lazım. 

 

Unutmayın fütuhat dünyanın en problemli yerine gelmiştir tarih boyunca. İstanbul şu anda dünyanın en problemli yeri olduğu için bu fütuhat İstanbul’a gelmiştir. Eğer İstanbul düzelirse, eğer bu coğrafya düzelirse dünyadaki İslamiyetin akışı da, dünya insanlığının hali de düzelecektir. 

 

Zira Avrupa’da yaşayan insanlar bizim düşmanlarımız değil, tebliğ ile vazifeli olduğumuz bugün vahşete kurban gitmiş olanlardır. Onları bu halden kurtarmak için bu imtihanların bir an önce atlatılabilmesi için bizim toparlanmamız lazım.

Ama benim gencim Avrupalıyı seviyor. Benim gencim Avrupalının hastası olmuş. Onun gibi yaşama peşinde, onun gibi oturup kalkıp onun gibi yeme peşinde.

 

Eğer sizler sokaklardaki restoranlara gidiyor olmasaydınız; bu kadar restoran açılmazdı. 

Şimdi pedagoglar veya ailedeki psikolog soruyor “Haftada bir gün eşinizi yemeğe çıkartıyor musunuz?”

 

Bundan 100 sene önce böyle bir şey yoktu. Biz 100 sene evvel veya halihazırda normal bir Müslüman aile pikniğe gider, beraber dışarıda yemek yapardı.

Yemek yapar komşusuna giderdi elinde tencereyle hadi beraber yiyelim diye.

Yemek yapar komşusunu çağırırdı.

Şimdi ne oldu? Arkadaşlarla toplanıp restorana gidelim…

Senin ev ne oldu? Avrupalı oldun ya.

“Arkadaşlarla restorana gidelim, kafeye gidelim, nargileye gidelim…” Arkadaşlarla bir yere gidiyorsan sen Avrupalısın. Çünkü bizim medeniyetimizde ya arkadaşlarım bana gelir ya da ben arkadaşlarımın evine giderim.

 

Bu kadar kafenin açılmasını tetikleyen şey medya olmadı mı?

“Kafede çok para varmış, bir kahveyi 1 liraya yapıyorsun 5 liradan satıyorsun; bundan güzel para var mı?” 6 ay bunu verdin mi zaten bizim Türk milleti köşeyi dönme hastası; her taraf oldu kafe.

Şimdi evlerde misafir var mı? Yok. Avrupalısın çünkü.

 

“Abi akşam bir yere çıkmıyor muyuz?”

Çık bir yere ama arkadaşının evine çık. Bir yere çık ama o sana gelsin. Evler şenlensin. Evler şimdi yetimhane gibi.

 

Çocuk zaten bütün gün kreşte, hanımlar çalışıyor. Adam ayrı bir dünyada, çocuk ayrı bir dünyada, kadın da ayrı bir dünyada. Bunun adı Avrupalı.

 

Bir insanın karısı ile haftada bir gün dışarıda yemek yemesinin ailesine verdiği psikolojik katkıyı henüz anlamış değilim. Bu fütuhat açısından söylüyorum. O nasıl bir zevktir? O nasıl bir katma değerdir? 

 

Oyuna geliyoruz. Avrupalılaştırılıyoruz. Avrupalı olmamız isteniyor. 

 

Biz o kadar çok yardımlaşma, beraber yapma, beraberce üretmekten uzaklaştık ki herkes tekil kendini kurtarma çabasında. Herkesin sadece kendini kurtarma peşinde olduğu bir matematiği bu millete kabul ettirdiler ve bunu kusura bakmayın sadece o kesim, bu kesim değil; bugün Müslüman olan bir kesim de bunu yapmakta.

Öyle yapmakta ki bugün anlaşılır mesele değildir, bugün bir Müslüman’ın 250 bin liraya düğün yapmasını İslam’ın hiç bir fıkhında hiç bir yere oturtturamazsın kardeşim. 


“Benim imkanım var, yemek verdim.” Nerede? Çırağan’da. Kaç para? 500 bin, 1 milyon. 


1,5 milyona düğün yaptı. Senin etrafında veya fabrikanda evlenemeyen 100 tane erkeği 1 milyon liraya evlendirirsin. 100 adama parasını verip bu çocukları evlendirsene. 

 

Sen düğünü tamam çadırda da yapma ama 1 milyon liraya düğün yapıyorsun. Niye? Kraliyet ailesini seyretti ya adam. 

 

Şimdi kapalı kızlarımız var. ‘Kapalı’ ya bizim kızlarımız; 30 bin liraya gelinlik alan mı dersin, 50 bin liraya düğün yapan mı dersin.

“O gelinlik öyle olmazsa giymem” diyen mi dersin.

Nereden gördüler?

Çünkü bütün kraliyet evlilikleri, ‘beyaz gelinlik’ hep oradan geldi. Avrupalılar gibi şaşalı yürüyecekler, gösterilecek. Bir gece giyilecek.

Tamam giyilmesin değil ama 30 bin lira ne arkadaş? Bu iş 3-5 bine olmaz mı? 3 bini buna versen de 27 bin lira ile bir insanı daha evlendirsen ya.

Bir Müslüman adamın böyle hayat biçimi yok beyefendiler.

Buna İslami hayat biçimi denmiyor.

Birileri başını kapatınca, 5 vakit namaz kılınca Müslüman olduğunu zannediyorsa; böyle bir İslam yok. Böyle bir İslami anlayış da yok.

 

Mesela bir insan tanesi zenginleşiyor, içki partisi yapıyor.

Ötekisi zenginleşiyor, içkisiz parti yapıyor. Ne farkı kaldı? Bizimkisi içkisiz oldu ya caiz oldu…

 

Ama aynı düğünü fotoğrafını çek; Avrupa’daki düğün ile aynı.

Avrupa’daki düğün düzeneği ile aynı.

Avrupa’daki düğünler yuvarlak masalarda yapılır. Şimdi bütün Müslüman aileler öyle yapmıyorlar mı? 

Buna biz şovalye oturma oturma düzeni diyoruz. Eski bir kilise geleneğidir. Bu kiliselerde büyük yuvarlak masalar yapılır. ‘Güneş bu masaya doğuyor’ manasındadır. O masanın etrafında mutlaka ‘tek’ sayıda sandalye bırakılır. -Bugün bizim düğüncülerde aynısını yapıyorlar- Etrafına aile aile oturulur.

 

Bizim kültürümüz ise şudur; yan yana iki uzun masa açılır. Bir masa erkekler içindir diğer masa da kadınlar için. 

 

Aile aile oturuyorsanız siz Avrupalısınız kusura bakmayın.

 

“Ya biz o şeyi öyle düşünmedik.” Çünkü senin hiç öyle bir derdin yok. 

“Bize bugüne kadar anlatmadılar.” Ama eline cep telefonu verdiğimizde kimse sana anlatmadan her şeyi çözüyorsun 2 dakikada. 

 

Anneanneler, dedeler, nineler ellerinde telefon ile “Hayırlı cumalar” yazmayı biliyor. Bunu neden bilmiyor? Derdi yok çünkü. Derdi Kur’an-ı Azimüşşan’ı yaşamak değil ki.

Başını örttü mü? Namazı kıldı mı? İş bitmiştir.

 

“Para da benim ya nasıl olsa, harcarım. Helalinden kazandım, helalinden harcarım.”

Ama kimin gibi harcadın? Senin harcadığın Müslüman gibi değil ki.

Avrupa böyle çöktü, sende böyle çökersin. Seni kimse tutamaz. Çünkü Avrupa’nın mekanizması sende yok. Sendeki mekanizmada yüz binlerce hain var. Bu kadar hainin alkış tuttuğu bir yerde, bakın anlatsam sabaha kadar sürer, düğünden, yürümesinden, kaldırım anlayışına kadar bu adamlar tek tek düzenleyerek getirdiler. Tek tek hemde.

Hepsi düzenlenerek geldi, hepsinin bir mantığı var.

Avrupa fasıllarını buraya alıyorsunuz. Aldığı fasıllarla yeni bir eğitim sistemi getirdiniz.

Eğitim sistemi bireysel ve özgürlükçülüğe yönelik.

Bugün ilkokullarda kusura bakmayın geri zekalı yetiştiriyor bu Milli Eğitim. Aptal yetiştiriyor.

Birinci sınıftaki bir çocuk 7 yaşında evinden okula tek gidip gelemiyorsa, bu sorun güvenlik sorunu değildir. Bu sorun zeka problemidir. Demek ki çocuk kendini ifade edemeyecek halde. Demek ki çocuk kendi bileği ile bir köşeden dönüp kaçamayacak halde.

Bizim ülkemiz bu kadar güvenliksiz bir ülke değil. Siz Paris’te gece 10’dan sonra sokağa çıkamazsınız. Bak saat 11 biz Şirinevler’deyiz.

 

Paris, New York, Hollanda, Amsterdam… Saat 10’dan sonra adam keserler. Sen buradan haberleri görmediğin için sana göre Avrupa özgürlükler ülkesi. Adam öldürür kim vurduya gidersin. 

 

Neden haber olmaz? Ailesi yok ki herifin. Ailesi olmadığı için ölüp gitti. Kim öldürdü belli değil. 

 

Dünya’nın en güvenli ülkesinde en güvenli şehirlerinde yaşıyoruz. Ama bir adam ölüyor 1 hafta boyunca haberi yapılıyor. Sonra Milli Eğitim’de bunu destekliyor. Herkes çocuklarını okula götürüyor.

Sokakta oynayan çocuk kalmadı. Bu bir Avrupa matematiği değil mi?

Avrupa’da gülüyorduk biz, şimdi o hale geldik. 

 

Dolayısıyla bütün bu matematik ile Avrupa çökerken bizler de kimliklerimizi kaybediyoruz.

Lütfen karşı tarafa, başı açıklara, şunlara bunlara bakmayın.

Bu kimlik bozulumu önce Müslümanlar’da. Önce kendini Müslüman zanneden insanlar bozuk. Onlar bozuk olduğu için ortada hakiki bir örnek yok. O örnek olmayınca karşı taraf da diyor ki “Aynıyız.” 

 

Şu andaki söylem o değil mi? Başı açık bir kadın geliyor diyor ki “Aynı yaşıyoruz. Ben ne yapıyorsam o da yapıyor.” 

 

Şu an 5 vakit namaz kılan ile kılmayan arasında ne fark var?

 

O da kafeye gidiyor, o öyle düğün yapıyor. Her şeyin caizi bulunmuş ya…

Her şeyin Müslümanca zengin yaşama imkanı kurulmuş ya…

‘Müslüman oteller’ denilip oralarda kuyruklara giriliyor; haftalık 7000-8000 liraya tatil yapıyorlar ya…

Sonra o da helal oluyor ya. Helali hoş olsun. Öbür tarafa gidince görürüz helal mi değil mi.

 

Biz Avrupalılaşırsak işimiz kötüdür.

 

Bu fütuhatı Rabbim nasip etmiş İnşallah insanlar bu fütuhatlara sahip çıkarlarsa iş düzelir. Yoksa işin hakikat ve hikmeti bu. 

 

Avrupa’nın beklediği de bu fütuhat. Avrupa’nın aradığı da bu fütuhat. Zira Avrupa şunu söylüyor; “Bizi İbni Arabi ayağa kaldırdı, bizi İbni Sina ayağa kaldırdı, bizi İbni Batutalar, bunlar bizi ayağa kaldırdı. Bizi ayağa kaldıracak o ilimi arıyoruz.” 

 

Ama Avrupa alamaz bu ilmi. Amerika alabilir, Kuzey Afrika alabilir. Türkiye’de İnşallah nasipse diyelim.

 

Kaynak: Fütuhatı Seyyid Muhammed Ruhi

ya-Vehhab

Yâ Vehhâb

O Allah Vehhâb’dır. İhsan onunla görülür. O karşılıksız verir; İzzetini bilen kullar onun kapsında bekleşir. …

ya-Rezzak

Yâ Rezzak!

O Allah Rezzâk’tır. Açlık onun emriyle tadılır, tokluk onunla bilinir. O yarattıklarını rızıklarına yöneltir. …

ya-Fettah

Yâ Fettâh

O Allah Fettâh’tır. Fetih kulun nasibine onun emriyle yazılır. Varlığın kapısını açar; can, evine onun lutfuyla …