Kategori: Genel

Tütsü Yakmanın Faydaları Nelerdir?

Tütsüler Ne İşe Yarar 

Tütsüler ne işe yarar? Tütsülerin amacı nedir? Tütsüleri hangi milletler kullanmıştır? Tütsü yakılan yere 3 harfliler girer mi? Bunlar gibi sorular birçok insanın merak konusudur. Tütsüler genel olarak istenmeyen kokuların giderilmesi, meditasyon ve romantizm amaçlı kullanıldığı bilinse de dinsel anlamda da ilahi dinlerde yeri vardır. Tütsüler genel olarak bilindiği üzere; 

  • Hindistan 
  • Çin 
  • Tibet 
  • Tayland 

Gibi Budizm inancına sahip ülkeler tarafından asırlardır kullanılmaktadır. 

Tütsü Yakmanın Faydaları Nelerdir?  

Tütsülerin yaydığı enerji sayesinde insanın ruhsal yapısını düzene sokmakta ki becerisi asırlardır bilinmektedir. Bununla birlikte dini ayin ve törensel ritüellerde de kullanılmaktadır. Zamanımızda tütsüler daha çok bulunduğu ortamın havasını değiştirmek, yoga sırasında odaklanmak ve rahatlamak için kullanılmaktadır. Bu işlemlerin dışında büyülerden kurtulmak, kendini rahat hissetmek ve ortamın havasını değiştirmektir. Ayrıca tütsüler; 

  • Kötü enerjiyi yok etmek 
  • Gerginlik halinden kurtulmak ve rahatlamak 
  • Karşı cins ile geçirilecek romantik bir zaman için 

Bu gibi durumlarda tütsülerin olumlu etkilerini görebilirsiniz. 

Tütsü Yakmak İslam Dininde Günah Mıdır?  

Tüm dinlerde olduğu gibi İslam Dininde de güzel kokular caizdir bununla birlikte, güzel koktuğu ve insanı rahatlattığı için tütsülerin de günah olmadığı söylenebilir. 

Fakat tütsü yakmanın caiz olmadığı durumlar da söz konusudur: Büyü sırasında ve mevtanın mezarlığa defni sırasında tütsü yakmak İslam dininde caiz değildir. 

İslam’da Geçen Buhur ile Tütsü Aynı Mıdır?  

İslam dininde buhur kullanılmakta ve Peygamber efendimizden (SAV) günümüze kalan hadis-i şeriflerde de bunlardan bahsedilmektedir. 

İslam dinini anlatan kaynaklarda bahsedilen buhur ile tütsü yakmak arasındaki bağa bakıldığı zaman, aynı amaçlara yönelik olduğunu görebiliriz. 

İslam dininde de tütsü veya buhur bu makale de bahsedilen şartlarda kullanılmakta ve bu sebeple kullanımı herhangi bir dini engel oluşturmamaktadır. Buhur ile tütsü mantıken aynı kapıdadır.

Tütsü ile Büyü Yapılabilir Mi?  

Tütsü kullanılarak yapılan büyüler bağlama büyüleri olarak bilinmektedir. Bağlama büyüleri amaç itibari ile birbirlerinden fiziksel ve zihinsel olarak ayrı olan insanların birbirlerine tekrar bağlanmalarını sağlamak amacı ile uygulanmaktadır. 

Tütsü ile Aşk Büyüsü Nasıl Yapılır?  

Tütsü ile yapılan büyüler arasında en fazla başvurulan büyü çeşidi aşk büyüleridir. Büyü ilmine vakıf olmuş ve bu ilimde tecrübeli insanların yani bildiğimiz adıyla medyumların uygulayabildiği aşk büyüleri karşı cinsi kendinize aşık etmenize, bağlamanıza ve sizin için meftun olmasını sağlayacaktır. Nasıl yapıldığını fazla öğrenmemek gerekmektedir. Burada ben büyü yapımından çok bozumu için tütsü kullanmaktayım.

Tütsü Yakmak Nazara İyi Gelir Mi?  

Tütsüler sadece büyü yapmak için kullanılmamaktadır. Aynı zamanda büyü bozma işlemlerinde de tütsülerden yararlanılmaktadır. Nazar da İslam dininde bilinmekte ve gücünün etkisini daha iyi anlatabilmek için, Peygamber Efendimiz (SAV) de nazara maruz kalmıştır. Nazar isteyerek ya da istemeyerek bir insana zarar verebilir. Nazardan korunmak için ise özellikle Anadolu insanının sıklıkla kullandığı üzerlik bitkisinin kurusu yakılarak tütsü olarak kullanılır ve nazar değdiğine inanılan kişinin etrafında yanan üzerlik dumanı gezdirilir. Çoğu işlemlerinde büyü bozmak için özellikle tütsü yakılmaktadır. Kötü varlıklar ve enerjiler bazen tütsüler ile kolaylıkla ortadan kaybolur. İşlemlerimde tütsü önemli bir aşamayı alır. Nazarın gitmesi ve etkisinin kaybolması için tütsü önemlidir.

Ayrıca çörek otu ve üzerlik birleşiminden yapılan özel tütsüler de bulunmakta ve nazar şerrinden korunmak için yakılan bu tütsü ile birlikte Felak-Nas sureleri okunarak nazarı uzaklaştırmaktadır. Elife hoca olarak bazı işlemlerde siz farketmeksizin tütsüleri kullanmaktayım. Siz de evinizde bu tütsüleri kullanabilirsiniz. 

İmanda Vesvese Olur Mu

İmanda Vesvese Olur Mu?

Hazreti Aişe’nin bildirdiğine göre, Resulullah Aleyhisselatu Vesselam şöyle buyurmuşlardır,
“Sizden birinize şeytan gelerek; ‘Seni kim yarattı’ diye sorar. O da ‘Allah’ der. ‘Peki Allah’ı kim yarattı’ diye sorar. Eğer sizden biriniz böyle bir şey hissederse, hemen ‘Ben Allah’a ve Resulüne inandım’ desin. Zira bu söz o vesveseyi kendisinden giderir.” buyuruyorlar.

Allah Resulü Aleyhisselatu Vesselam Efendimizden rivayet edilmiş olan şu hadisi şerifte, şu soru şeytani bir soru olup İslam tarihi boyunca başka türlü argümanları taşıyan insanlar tarafından da Müslümanlara oldukça sıklıkla sorulmuş olan bir sorudur.

Şeytani bir soru olarak karşımızdadır ve Resulü Kibriya Aleyhisselatu Vesselam bu sorunun kaynağını bizlere işaret ettiği gibi, buna karşı yapacaklarımızı da ifade etmiştir.

Peki bu hakikat dairesinde imanda vesvese olur mu?” sorusu; “Evet” cevabı ile karşılaştığımız bir sonucu doğuruyor.

Peki bu 2 soruda şeytan aslında bize ne yaptırmak istiyor?

“Seni kim yarattı?” sorusu ile başlıyor şeytan. Zira o da ‘sen’ içeresinde var olan ‘ben’ ile Hazreti Adem Efendimize karşı bir tutum ve davranış sergilemişti hatırlarsanız. Oysa ki ‘sen’ karşısında bir varlık yoktur. Zira yaratıcı mukayeseye dahil değildir.

İnsanoğlunun ‘sen’i yaratanı Hazreti Allah olduğunu bildiği halde şeytanın insana bu soru ile başlıyor olması, öncelikle ona kişiliğini hatırlatmak üzerinedir. Yoksa soruya direk “Allahu Zülcelal’i kim yarattı? Madem her şeyi Allahu Zülcelal yarattı, O’nu kim yarattı?” diye -haşa- bir soru sorabilirdi.

Ama dikkat ederseniz şeytan sorusunu sormadan evvel öncelikle bizlere ‘sen’lik kelimesiyle ‘ben’liği hatırlatıyor ve diyor ki; “Sen bir varlıksın. Senin karşında da Allahu Zülcelal -haşa- senin gibi bir varlıktır.”

Psikolojide temel bir yapıdır. Eğer birileri bir insanın bir şeyi reddetmesini istiyorsa, öncelikle o insanın kendi şahsiyetini bir ön plana çıkartırlar. “Ey dostlar, ey arkadaşlar, aklınız başınızda değil mi? Sizler hayatın farkında değil misiniz? Sizler bunun en güzelini hak etmiyor musunuz? Sizler ulaştığınız bu noktada verdiğiniz bu emeklerin boşa gittiğini düşünmüyor musunuz?” vesaire…

Önce size ‘sen’liğinizin içindeki ‘ben’liğinizi hatırlatırlar. Sonra o benlik dairesinde olmanız gereken yeri ifade ederler. Tıpkı bir bardağın taşması için gereken suyun yavaş yavaş o bardağa doldurulması gibi. Kişinin en hızlı doldurduğu bardak kendi nefsinin ‘ben’liği olduğu aşikar bir gerçektir.

Sonra ikinci gerçek ortaya çıkıyor soru olarak. Şeytan insana vesvese olarak -haşa- “Allah’ı kim yarattı?” diye soruyor. Artık mukayese ile girilen her yolun sonu olan bedbahtlığa bir kapı aralanmış oluyor.

Öyleyse şeytan burada kişiye ‘ben’lik hatırasını hatırlattıktan sonra onu bir mukayese noktasına götürüyor. Halbuki insanın bir şeyi mukayese edebilmesi için önce o varlıkla arasında bir ilişkinin doğması, bir ilişkinin varlığı veya o ilişkinin içerisindeki maddi unsurların benzerliği gerekir. Halbuki Cenabı Hakk yeryüzünde, gökyüzünde ve bütün alemlerde yarattığı hiç bir şeye benzer değildir. Hiç bir şey ona benzeyemez ve benzemez. İnsanların tahayyülleri dahi oraya ulaşamaz.

Dolayısıyla insana şeytan öncelikle bu bencil kapasitesini oluşturup bir mukayese matematiğine götürebilme imkanını bizlere ortaya koymuş oluyor.

Peki imanda hasıl olan bu vesvese her insanda her şekilde ve her koşulda aynı mıdır? Elbete değil. Zira imanın insan hayatındaki dereceleri, halleri ve şekilleri; o vesveseye karşı vereceği tavrı belirler.

Dolayısıyla vesveseler Fütuhatı Seyyid Muhammed Ruhi açısından bakıldığında 3 noktada birbirinden ayrılır.

Bunlardan birincisi avamın vesvesesidir. Biri havassın vesvesesidir. Biri de hassül havassın vesvesesidir.

Avamın vesvesesi, Allah’ın verdiklerini bilmemekten kaynaklanır. Yani kişi o dur ki, Rabbinin onun rızkını yarattığına, ona takdir ve ikram ettiğine, hayatı, çoluğunu, çocuğunu, bütün önüne çıkan her ne varsa onun Cenabı Hakk tarafından verildiğini bilmez. Avamın vesvesesi verileni bilmediğinden ötürüdür.

Havassın vesvesesi ise, bundan biraz farklı olur. Zira o artık bilmektedir. Ama işte bir başka problem burada başlar ki, kendisini özel bilmek bu vesvesenin bir şeklinin onda ikmal bulmasına sebep olur Allah korusun. Zira havass bir zaman sonra (alim olanlar, bilgi sahibi olanlar, bilgiye erişmiş olanlar, ameliyle onu süsleyenler) kişi kendini özel bilir de, “Zaten bunu ben yapardım, yani bu bilgi benden başka kimde olabilirdi ki” tarzındaki bir düşünceyle sanki ilmi ilahiden doğmuş olan o hakikatleri kendi aklıyla bulabildiği inancını taşır ki, şeytanın en sevdiği ilim adamı tiplemelerinden biridir. Kendini özel bilmenin getirisi olarak buradaki ‘sen’lik, ondaki ‘ben’liği çok daha derin bir noktadan yakalayabilir.

Hassül havassın vesvesesi ise bambaşkadır.

Yani Cenabı Hakkın en sevgili kullarına dahi, yani o sevgiyi, o muhabbeti sağlamış insanlara şeytan yanaşmaz mı? Elbette yanaşabilir. Ve o şeytan yanaştığında onlara verdiği vesvese, Cenabı Hakkı kaybetmek üzerine bir vesvesedir. Muhteşem bir sevdanın ve muhteşem bir aşkın karşılığında “Sen bu sevgiden emin misin, değil misin” matematiği ile değil de, “Sen bu sevgiyi hak ediyor musun, hak etmiyor musun” şeklinde şeytanın oldukça incelikli vesveseleri hasıl olur.

Dolayısıyla hayatımızın her anında, imani hakikatler dairesindeki bahsettiğimiz vesvese insan hayatında ömrü billah devam edebilecek bir usüldür. Şeytan yaklaşır ve onun yaklaşmasına engel olacak şey ise veya o yaklaştığında onun vesveseyi ikmal etmesine engel olan şey ise, “Ben Allah’a ve Resulüne inandım” sözü olduğunu, Peygamber Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam tarafından ifade ediliyor.

Yani dikkat ederseniz, Peygamber Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam burada müminlere “Şöyle düşünün, bir de böyle bakın, aslında böyle değildir” diye bir açıklama getirmiyor.

Bu karşılık “İmanda mukavemetin sadakat, muhabbet ve dirayet ile ve ona kesin, kati ve şüphesiz bağlılığınızı tekrar ettiğiniz müddetçe size o varlığın verdiği vesvesenin bir kayıt tutturması mümkün değildir.” ifadesi ibarelenmiş oluyor.

Öyleyse bizlerin, tasavvuf ehli tarafından bizlere verilmiş olan şu zikir hakikati, Allahu Zülcelal’in varlığının delillerinin tekrarı, tehvidinin tekrarı, tevbei istiğfarın tekrarı; bu vesveselerin gelişi anındaki karşılık bulabilecek durumumuzu izah eder.

Psikolojik yapı bu bilinmezler üzerine insanı celb etmektedir.

Zamanda israf, bu manada imanda vesvesenin temelini, vesvesenin temelini oluşturur ve o vesvese bir noktada insanı zorlar.

Sevgiyi kaybetme korkusu ise bir vesvese değildir. Zira insan sevdikleriyle olan muhabbetinin her dem diri tutulmasını arzu eder.

Kendini özel bilmekse bu manada çok ağır bir imtihandır.

Hal-i avamdan kurtulmak ise, işte bu noktada bizim için bir cihattır.

Yani ilmin amellerle kuşanılıp, ilmin farz olarak kılınması bizim hayatımızda imani vesveselere karşı vereceğimiz mücadele için temel bir gereklilik olarak ortaya konulmuştur.

İnsanı mekandaki hali etkiler elbette. Başkasını değil, insanın kendini seyretmesi işte bu manada oldukça önemlidir. Zira imanda vesvese bir başka insanın imanını tartıya koymak gibi tuhaf bir durumdan kaynaklanır.

Günümüz insanının temel problemlerinden biri olarak ifade edilebilir.

“Namazını güzel kılmadı. Orucunu güzel tutmadı. Güzel giyinmedi, güzel söylemedi.”

Halbuki bizler İslam tarihi boyunca karşımızdaki insanın hatasını arayan değil, onun hatalarını örtmekle mükellef olan bir dinin müntesipleriyiz. Bize bunu emreden dinin müntesipleriyiz. Doğal olarak başkalarının hatalarını arayan bir zata, şeytanın yaklaşması, normal ve diğer insanlara göre çok daha hızlı ve fazladır.

Göz kusur ararsa, şeytan insanın kulağına musallat oluverir. İnsanı bu musallattan kurtaracak yine en temel hakikat, Allah Resulü Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin “Allah’a ve Resulüne inandım” sözüyle bizlerde bir mihenk taşı haline gelir.

Çünkü insan zikrettikçe başkalarının hatalarını görmekten vazgeçip kendiyle buluşacağı bir hayat tarzına doğru dönüşür.

Ne kadar çok kendimize dönebilirsek ve kendimizden vazgeçecek şekilde kendimizdeki o hakikati ararsak; işte Rabbimizin bize çizmiş olduğu o yolda şeytanın imanda sebep olmak istediği o vesvese halinden kurtulmak, bu derece kolay ve bu derece rahat bir şekilde aşılabilir Allah’ın izniyle.

islam-hakkinda-hersey

Soru ve Cevap: İslam’ın kutsal hac yeri olan hac hakkında bilmeniz gereken her şey

Müslüman hacılar Kabe’yi Mekke’deki Suudi Arabistan’daki Ulu Camii’nde 6 Eylül 2016’da görüyor. (REUTERS Fotoğraf)
Dünyanın dört bir yanından yılda 2 milyondan fazla Müslüman, Cuma günü beş günlük hac hac hac ziyaretine başladı. Sadık olacak, İslam’ın en kutsal tapınağı olan ve Mekke’deki küp şeklindeki Kabe’yi kuşatıp, Müslümanlar arasında daha güçlü bağlar ve birliği sağlamayı amaçlayan bir dizi ritüelde yer alacak.

Haccın Amacı

İslami hukuk profesörleri, “Hacın ilk amacı Allah’ın isteğini yerine getirmektir.” Diyor.

“Yargı gününde gerçekleşecek toplantıyı sembolize ediyor” diyerek devam ediyorlar.

Hocalar, “İslami öğretilere göre, özünde hac günahlarının havasını temizliyor. Müslümanların birleşmelerini, toplanmalarını ve birbirlerini tanımalarını sağlıyor.” diye ifade ediyorlar.

“Hacın temel işlevlerinden biri, dini uygulamaların, metinlerin ve kuralların önceki nesillerden diğerlerine doğru ve değişmez bir şekilde geçirilmiş olmasıdır. Allah’ın vaat ettiği gibi ve Hac’ın kolektif doğası sayesinde, Kur’an-ı Kerim hiçbir zaman Tarihte değişmemiş olduğunu” da belirtiyorlar.

Kabe Tarihinin Hac Ritüeli

Kabe Tarihinin Hac Ritüeli
Kabe Tarihinin Hac Ritüeli

“Kabe, Dünya’da inşa edilen ilk bina ve tapınaktır. Sel sırasında yüksek cennete yükseldi. Az zarar gördü. Hz. İbrahim, oğlu İsmail ile tekrar inşa etti. Abu Qubay dağına çıkıp çağırdılar. insanları hac yapmak için” emir alındı.

“İnsanlar daveti duyunca,” Labbayk“diyerek cevap verdiler, bu daveti kabul ettikleri anlamına geliyor.”

“Bu davetiyede inançla ilgili bir fikir var. Bu, bir kişi daveti duyduğunda, Allah’a şans eseri verilmesi, hac yapma fırsatı veriyor gibi. Birisi daveti duymazsa, bu bir şekilde Hac gerçekleştirme fırsatı henüz gelmedi “dedi.

Hocalar, “Hac, tıpkı fedakarlık gibi, Hz. Peygamber’den beri var olmuştur. Öte yandan, Hz. Muhammed (S.A.V.), barış ve nimetler de onun üzerine olsun, Müslümanlara da aynı şekilde yaptığı gibi Hac’ı gerçekleştirmelerini söyledi.” diyor.

Hocalar, “Hz. Muhammed (S.A.V.) yalnızca bir kez hac gerçekleştirdi ve bu, vefat etmeden hemen önce yapıldığı gibi, Elveda Hacı olarak da bilinir. Bize hac ve hacı kurallarını aktardı ve sahabeleri dae yaptı.” diyor.

Kabe’nin Müslümanlar için önemi

Kabe'nin Müslümanlar için önemi
Kabe’nin Müslümanlar için önemi

“Allah’ın evleri arasında, hepsi cami olanlardan başka, Kabe üstündür. Tarihi kaynaklara göre, Kuran’da açıkça belirtilmemiş olmasına rağmen, Kabe ilk önce Hz. Adem tarafından yaptırılmıştır. Peygamber ve şimdiye kadar var olan ilk insan. Kabe, tarihte sayısız zamanlar boyunca yıkıldı ve yeniden inşa edildi. “dedi.

Cennetin soyundan geldiğine inanılan – aslen beyaz olan – Siyah Taş üzerine dokunan hocalar, Kabe’deki taşların milyonlarca insanla temas nedeniyle yüzyıllar boyunca karartıldığını söyledi.

“Tevbe (Kâbe’nin çevrelenmesi) Kara Taş ile başlar. Hacılar taşa saygı ile selamlayarak baş tavafa başlarlar. Kara Taş o kadar çok saygı görüyor ki, o gün içinde içine koyacak insanlar arasında bir kavga vardı. Kabe’nin duvarında yer alan peygamberden önce bile saygı duyulan, güvenilen ve sevilen bir şahsiyet olan Hz. Muhammed (S.A.V.) taraflar arasında müzakereci olmuş ve tarafları işbirliği içinde taşı duvara taşıyarak sorunu çözmüştür. taşı kendi elleriyle yerine koyarak “dedi.

Hocalar, “Hz. Muhammed (S.A.V.), kehanetinden önce tavaf yaptı. Tapılan putları kaldırdı, resimleri sildi ve Kabe’yi, tek tanrılı özünü simgeleyen kutsal bir tapınak olarak orijinal durumuna geri getirdi.” Dedi.

Kabe’nin dünyadaki Müslümanların varlığını ve birliğini sembolize ettiğini de ekleyen hocalar, Kabe’nin bugünkü haliyle Osmanlı Sultanı 4.Murad’ın egemenliği sırasında inşa edildiğini, ancak İmparatorluk tarafından tapınağı inşa etmek için kullanılan malzemenin İbrahim dönemine ait olduğunu savunuyorlar.

Hac sırasındaki ritüeller

Her şeyden önce Hac, yılın belli bir döneminde, Şevvali, Dhu el-Qi’dah ve Dhu el-Hicah ayları olarak gerçekleştirilir.

Hocalar, “Bir hacı ihram takmak zorunda. Eid Al-Adha arifesinde, Arafat Dağı’nda olması şart. Bir başka gereklilik de, bayramın ilk üç günü boyunca tafaf yapmak.” diyor.

Hocalar, “Hac olmaya hak kazanma gereklilikleri şunlardır: Hacları karşılayabilmek, seyahat güvenliğini sağlamak, özgür olmak ve iyi durumda olmak.”

Hocalar, “hac sırasında bir hayvanı feda etmek, Mina‘da şeytanı taşlamak ve gece vakti ile Kurban Bayramı’nın ilk günü arasında Muzdalifah‘taki vakfa’yı yapmak vacib (gerekli),” dedi.

“Mustahabb eylemleri de var veya Hacı daha iyi yapmak için önerilen eylemler var. Örneğin, resmi olarak hac törenlerini resmi olarak başlatmadan önce, Kabe’ye varışta tavaf yapmak” dedi.

Hacın ilk günü

Hac, geleneksel olarak Mekke’de yıl boyunca yapılabilecek küçük “umre” hacı ile başlar. Umre yapmak için Müslümanlar, Kâbe’yi saat yönünün tersi yönde yedi kez Allah’ın esmalarını okurken dönerler, sonra Hagar‘ın gezdiği iki tepenin arasında yürürler. Dünyanın en büyük Mekke Camii, Kabe ve iki tepeyi kapsıyor.

Mekke’ye gitmeden önce, birçok hacı Hz. Muhammed’in (S.A.V.) gömüldüğü ve ilk camiyi yaptığı Suudi şehri Medine‘yi ziyaret eder.

Hacın ikinci günü

Geceyi büyük devasa Mina vadisinde geçirdikten sonra, hacılar hacın zirvesine ulaşmak için Mekke’nin yaklaşık 20 kilometre (20 mil) doğusunda, Arafat Dağı‘na giderler.

Binlerce kişi Jabal al-Rahma veya Merhamet Dağı adında bir tepe kuracak. Hz. Muhammed’in (S.A.V.) son vaazını verdiği yerde, insanlık ve Müslüman birlik arasında eşitlik çağrısı yapılıyor. Takipçilerine kadın hakları ve her Müslüman hayatının ve mülkünün kutsal olduğunu hatırlattı.

Günbatımında hacılar, Arafat’ın 9 kilometre (5.5 mil) batısındaki Muzdalifah adında bir bölgeye gider. Birçok yürüyüş yaparken, diğerleri otobüs kullanıyor. Geceyi orada geçirirler ve Müslümanların şeytanın İbrahim’in Allah’ın isteğini yerine getirmekten vazgeçmeye çalıştıklarına inandıkları Mina’da şeytanın sembolik bir şekilde taşlanmasında kullanılacak çakıl taşları toplarlar.

Hacın son üç günü

Hacın son üç günü üç olay ile işaretlendi: Kabe’nin son bir tavaf edilmesi, Mina’da şeytanı taşlaması ve ihram’ı ortadan kaldırması. Erkekler genellikle kafalarını traş eder ve kadınlar sonunda bir yenileme işareti ile bir tutam saç tutabilir.

Hacın son günleri, İbrahim’in inanç testini anmak için tüm dünyadaki Müslümanlar tarafından kutlanan Kurban Bayramı veya kurban bayramı ile aynı zamana denk geliyor. Üç günlük Kurban Bayramı sırasında Müslümanlar, hayvancılıktan fedakarlık eder ve eti fakirlere dağıtır.

Allah’a emanet olun.

bayan medyum bağlama

Manevi İlim İle Bağlama

Kuran-ı Kerim içerisinde bulunan ilimlerden bazıları bağlama için kullanılmaktadır. Özellikle havas ilmi,  bu anlamda en başarılı ve bereketli sonuçları veren ilimlerden bir tanesidir. Manevi ilim ile bağlama yaptırmak isteyenler genellikle eşi tarafından aldatılan ya da eve ilgi göstermeyen kişilerdir. Bu işi bilen alimler, Genellikle kötü amaçlı olduğunu düşündükleri ya da inandıkları kişilere yapmazlar. Çünkü manevi ilimler son derece suistimale açık kötü niyetli kullanılmaya müsait ilimlerdir. Kötü niyetli büyüler konusunda bu işin alimine başvuranlar olumsuz yanıt alır. Havas ilmi gibi,  ruhani varlıklar aracılığı ile yerine getirilen bu manevi ilimleri bilmeden yapmak ve uygulamak son derece tehlikeli olabilir. Bir hoca eşliğinde yapılmalıdır. Özellikle bayan medyumlar arasında Elife Hoca olarak en çok tercih edilen bayan medyum olmaktan gurur duyarım.

Herkes Manevi İlim İle Bağlama Yaptırabilir Mi? 

Manevi ilim ile bağlama herkes tarafından yaptırılamaz. Genellikle medyum ya da hoca olarak tabir edilen kişiler tarafından yapılan bu bağlama işlemleri tamamen helal amaçlı kullananlar için yapılır. Yani eşiniz evi terk edip başka bir kadına gittiyse, eşiniz evinizle çok ilgileniyordu, dış faktörler nedeniyle nişanlınızın ya da sevgilinizden ayrıldıysanız bağlama yaptırabilirsiniz. Havas ilmi sadece bağlama için değil birçok sıkıntı için kullanılabilir. Bir dileğinizin kabul olması, bereket, işlerinizin daha kolay ve hızlı hallolması, kaybolan bir eşyanın ya da bir kişinin bulunması için manevi ilimlerden yardım alınabilir. Ama her zaman helal işler için kullanılmalı ve haramdan uzak durulmalıdır. Özellikle aşk anlamında bağlama için son derece önemlidir. Helal olmayan şeyler için bağlama yaptırmak ters etkilere neden olabilir. Kötü bir iş niyet ettiyseniz bunun sonunda kötü şeyler olacaktır. İyi oluyor gibi görünse de sonuçları farklı olacaktır. Sebepsiz şeylerin araştırmaları tarafımdan yapılmaktadır. Bayan şahıslar mutlaka benim gibi bir bayan hocaya danışmalıdır.

Kimler Manevi İlim İle Bağlama Yapar? 

Havas ilmini bilen, bu konuda eğitim almış kişiler manevi ilim ile bağlama yapabilir. Ancak her zaman söylüyoruz bu suistimale oldukça açık bir konudur. İnternet üzerinde medyum olduğunu ve istediğiniz şeyi size geri getirebileceğini söyleyen çok sayıda şarlatan bulunmaktadır. Hem manevi anlamda yıpranma var hem de dolandırılmamak için güvenmediğiniz kişilere itibar etmemeniz gerekir. Çünkü bu ilim, iyi niyetli kullanılabildiği gibi kötü amaçlı da kullanılmaya açıktır. Herhangi bir niyetiniz için böyle bir ilimden faydalanmak istiyorsanız kesinlikle alim olan kişileri tercih edin. Elife hoca olarak sizlere bu konuda yardımcı olmak isterim.

Yaptığım bütün işlerde manevi şekilde çalışmalar yapmaktayım. Bağlama aslında büyü olarak değildir. İlmi olarak dua ve zikirler ile etrafınızdaki kötü varlıklar temizlenerek sevdiğinize yaklaşmanız sağlanır. Sevdiğiniz kişiye yaklaşamıyorsanız bunların çoğu etrafınızda kötü varlıklar ve enerjilerdir. Bu kötü varlık ve enerjilerden temizlenmek için önce kendimize bu ilmi çalışmaları yaparız. Bize etki edemeyecek olan bu varlıklar yavaş yavaş yanımızdan uzaklaşır.

hoca-medyum-farki

Hoca ve Medyum Arasındaki Fark

İnsanlar var oldukları günden itibaren gelecekle ilgi bilgiler almak ve geçmişe merakları vardır. Bunları değiştirmek ya da yönlendirmek için birçok yola başvurmaktalar. Bunların başında medyumlar ve hocalar gelmektedir. Merak giderme, istenileni kendine göre yapmaktır. Medyum, bireylerin yaşadıklarından yola çıkarak yaşanması mümkün olan olayları yorumlayan kişilere denir. Bu olayların yorumlanması sonucu, gelecekte yaşanabilecek olaya göre kişi bilgilendirilir istenmeyen olaylarla karşılaşma ve etkilenme riski azaltmaya çalışılır. Medyumlar, gerekli bilgi ve geçmiş ve yaşanmakta olan olayların bilinmeyen nedenler açıklayabilirler. Ayrıca medyum, ruhlarla irtibat kurarak aldıkları haberleri ya da uyarıları dünyaya yansıtan kişilere denir. Hoca, Kuran ve dualar baz alınarak yapılmaktadır. Uyarıcı olarak değil direk büyü yapan kişilere denir. Hoca, ilahi ilimleri bulunan insanlara faydalı işler yapmak ve insanların sıkıntılarını gidermek adında yardımcı olan kişileridir. Hoca ve medyumlar arasındaki fark çok ince ve hassastır.

Aralarındaki farkları şu maddeler ile özetleyebiliriz.

  • Hocalar yaptıkları işlerde, dualarda gizli ilimleri kullanmazlar, ilahi ilimlerden yararlanır, Allah’ın ayetlerini ve dualarını okuyarak gerekli çözümü bulurlar.
  • Medyumlar, gizli ilimlere sahip olduğu düşünülen kişilerdir. Ölmüş kişilerin ruhları ve bedensiz varlıklarla iletişime geçerler.
  • Medyum olmak için doğuştan yetenekli olarak doğmak gerekir. Bu yetenek ve güçleri eğitim alarak geliştirilir.
  • Hocalar bu yetenek ve güçlerle doğmazlar, onlar sahip oldukları yeteneklere tamamen sonradan ilmi bilgileri eğitimi alarak öğrenirler.
  • Bu nedenle etkili ve kalıcı büyüler medyumlar tarafından yapılır.
  • Dua tılsım gibi iş ve büyüler hocalar tarafından da yapılır. Hocalar yaptıkları işlemlerden bedensiz varlıklarla iletişime geçmezler ya da geçemezler. Sadece Kur’an’da geçen dua ve ayetlerden yararlanarak çözüm ve tesir bulabilirler.
  • Medyumlar, ayetlerin ve duaları da gerektiğinde kullanır ve doğaüstü güçlerini de yaptıkları işlemlerde kullanırlar.
  • Medyumlar daha etkili ve bilgili olarak isteneni verirler.
  • Hocalar istenilen herhangi bir şeyi belirli sürelere göre yapabilmektedirler.
  • Medyumların çalışma alanı genişken, hocaların belirli işlemler yapabilirler.
  • Hocalar Kuran ve ayetlerinden yararlandıkları için kısıtlıdır.
  • Medyumlar bilinmeyen ruhlar ve gerektiğinde Kurandan da yararlanabildikleri için daha geniş alanda işlev görürler.

Bu maddeler dışında en önemli özelliği dinleridir. Hocaların çoğu müslüman olmakla beraber ilmi çalışmalar yaparlar. Medyumlar ise farklı farklıdır. Medyumlar, süryani ve ermeni olarak iki ana sınıftadır. Bunları en ayırt eden özelliklerdir. Hocalar zikir ve ilim ile meşgul olurlar. Rahmani şekilde çalışıp; havas, ecbedhüddamcefr ve vefkler ile uğraşırlar. Medyumlar ise müslüman olmayan cinleri kullanarak büyüler yaparlar. Bu yüzden medyumlardan uzak durulması gerekmektedir. İlmi çalışma yapanlara da halk arasında medyum denir. Hoca hem müslüman hem de rahmani şekilde ilim ile meşgul olup zikir ve dualar ile çalışma yapsa da biz onlara medyum diyebiliyoruz Ancak medyumlara hoca kelimesini kullanamıyoruz.

biz-hep-guzeliz

Biz Hep Güzeliz

Bayram yeryüzündeki belkide ahirete intikal ettikten sonra hatırlanacak ender günlerden biridir. Öyle ki insanlar cennete …

Tütsü Yakmanın Faydaları Nelerdir?

Tütsüler Ne İşe Yarar 

Tütsüler ne işe yarar? Tütsülerin amacı nedir? Tütsüleri hangi milletler kullanmıştır? Tütsü yakılan yere 3 …

ne-ugrunda-yasayacaksin

Ne Uğrunda Yaşayacaksın

Yavaş konuşunca insanlar bu fütuhatın kendi içerisinde bir deveranı mıdır yoksa hakikati anlamak için biraz daha …