Etiket: vesvese

İmanda Vesvese Olur Mu

İmanda Vesvese Olur Mu?

Hazreti Aişe’nin bildirdiğine göre, Resulullah Aleyhisselatu Vesselam şöyle buyurmuşlardır,
“Sizden birinize şeytan gelerek; ‘Seni kim yarattı’ diye sorar. O da ‘Allah’ der. ‘Peki Allah’ı kim yarattı’ diye sorar. Eğer sizden biriniz böyle bir şey hissederse, hemen ‘Ben Allah’a ve Resulüne inandım’ desin. Zira bu söz o vesveseyi kendisinden giderir.” buyuruyorlar.

Allah Resulü Aleyhisselatu Vesselam Efendimizden rivayet edilmiş olan şu hadisi şerifte, şu soru şeytani bir soru olup İslam tarihi boyunca başka türlü argümanları taşıyan insanlar tarafından da Müslümanlara oldukça sıklıkla sorulmuş olan bir sorudur.

Şeytani bir soru olarak karşımızdadır ve Resulü Kibriya Aleyhisselatu Vesselam bu sorunun kaynağını bizlere işaret ettiği gibi, buna karşı yapacaklarımızı da ifade etmiştir.

Peki bu hakikat dairesinde imanda vesvese olur mu?” sorusu; “Evet” cevabı ile karşılaştığımız bir sonucu doğuruyor.

Peki bu 2 soruda şeytan aslında bize ne yaptırmak istiyor?

“Seni kim yarattı?” sorusu ile başlıyor şeytan. Zira o da ‘sen’ içeresinde var olan ‘ben’ ile Hazreti Adem Efendimize karşı bir tutum ve davranış sergilemişti hatırlarsanız. Oysa ki ‘sen’ karşısında bir varlık yoktur. Zira yaratıcı mukayeseye dahil değildir.

İnsanoğlunun ‘sen’i yaratanı Hazreti Allah olduğunu bildiği halde şeytanın insana bu soru ile başlıyor olması, öncelikle ona kişiliğini hatırlatmak üzerinedir. Yoksa soruya direk “Allahu Zülcelal’i kim yarattı? Madem her şeyi Allahu Zülcelal yarattı, O’nu kim yarattı?” diye -haşa- bir soru sorabilirdi.

Ama dikkat ederseniz şeytan sorusunu sormadan evvel öncelikle bizlere ‘sen’lik kelimesiyle ‘ben’liği hatırlatıyor ve diyor ki; “Sen bir varlıksın. Senin karşında da Allahu Zülcelal -haşa- senin gibi bir varlıktır.”

Psikolojide temel bir yapıdır. Eğer birileri bir insanın bir şeyi reddetmesini istiyorsa, öncelikle o insanın kendi şahsiyetini bir ön plana çıkartırlar. “Ey dostlar, ey arkadaşlar, aklınız başınızda değil mi? Sizler hayatın farkında değil misiniz? Sizler bunun en güzelini hak etmiyor musunuz? Sizler ulaştığınız bu noktada verdiğiniz bu emeklerin boşa gittiğini düşünmüyor musunuz?” vesaire…

Önce size ‘sen’liğinizin içindeki ‘ben’liğinizi hatırlatırlar. Sonra o benlik dairesinde olmanız gereken yeri ifade ederler. Tıpkı bir bardağın taşması için gereken suyun yavaş yavaş o bardağa doldurulması gibi. Kişinin en hızlı doldurduğu bardak kendi nefsinin ‘ben’liği olduğu aşikar bir gerçektir.

Sonra ikinci gerçek ortaya çıkıyor soru olarak. Şeytan insana vesvese olarak -haşa- “Allah’ı kim yarattı?” diye soruyor. Artık mukayese ile girilen her yolun sonu olan bedbahtlığa bir kapı aralanmış oluyor.

Öyleyse şeytan burada kişiye ‘ben’lik hatırasını hatırlattıktan sonra onu bir mukayese noktasına götürüyor. Halbuki insanın bir şeyi mukayese edebilmesi için önce o varlıkla arasında bir ilişkinin doğması, bir ilişkinin varlığı veya o ilişkinin içerisindeki maddi unsurların benzerliği gerekir. Halbuki Cenabı Hakk yeryüzünde, gökyüzünde ve bütün alemlerde yarattığı hiç bir şeye benzer değildir. Hiç bir şey ona benzeyemez ve benzemez. İnsanların tahayyülleri dahi oraya ulaşamaz.

Dolayısıyla insana şeytan öncelikle bu bencil kapasitesini oluşturup bir mukayese matematiğine götürebilme imkanını bizlere ortaya koymuş oluyor.

Peki imanda hasıl olan bu vesvese her insanda her şekilde ve her koşulda aynı mıdır? Elbete değil. Zira imanın insan hayatındaki dereceleri, halleri ve şekilleri; o vesveseye karşı vereceği tavrı belirler.

Dolayısıyla vesveseler Fütuhatı Seyyid Muhammed Ruhi açısından bakıldığında 3 noktada birbirinden ayrılır.

Bunlardan birincisi avamın vesvesesidir. Biri havassın vesvesesidir. Biri de hassül havassın vesvesesidir.

Avamın vesvesesi, Allah’ın verdiklerini bilmemekten kaynaklanır. Yani kişi o dur ki, Rabbinin onun rızkını yarattığına, ona takdir ve ikram ettiğine, hayatı, çoluğunu, çocuğunu, bütün önüne çıkan her ne varsa onun Cenabı Hakk tarafından verildiğini bilmez. Avamın vesvesesi verileni bilmediğinden ötürüdür.

Havassın vesvesesi ise, bundan biraz farklı olur. Zira o artık bilmektedir. Ama işte bir başka problem burada başlar ki, kendisini özel bilmek bu vesvesenin bir şeklinin onda ikmal bulmasına sebep olur Allah korusun. Zira havass bir zaman sonra (alim olanlar, bilgi sahibi olanlar, bilgiye erişmiş olanlar, ameliyle onu süsleyenler) kişi kendini özel bilir de, “Zaten bunu ben yapardım, yani bu bilgi benden başka kimde olabilirdi ki” tarzındaki bir düşünceyle sanki ilmi ilahiden doğmuş olan o hakikatleri kendi aklıyla bulabildiği inancını taşır ki, şeytanın en sevdiği ilim adamı tiplemelerinden biridir. Kendini özel bilmenin getirisi olarak buradaki ‘sen’lik, ondaki ‘ben’liği çok daha derin bir noktadan yakalayabilir.

Hassül havassın vesvesesi ise bambaşkadır.

Yani Cenabı Hakkın en sevgili kullarına dahi, yani o sevgiyi, o muhabbeti sağlamış insanlara şeytan yanaşmaz mı? Elbette yanaşabilir. Ve o şeytan yanaştığında onlara verdiği vesvese, Cenabı Hakkı kaybetmek üzerine bir vesvesedir. Muhteşem bir sevdanın ve muhteşem bir aşkın karşılığında “Sen bu sevgiden emin misin, değil misin” matematiği ile değil de, “Sen bu sevgiyi hak ediyor musun, hak etmiyor musun” şeklinde şeytanın oldukça incelikli vesveseleri hasıl olur.

Dolayısıyla hayatımızın her anında, imani hakikatler dairesindeki bahsettiğimiz vesvese insan hayatında ömrü billah devam edebilecek bir usüldür. Şeytan yaklaşır ve onun yaklaşmasına engel olacak şey ise veya o yaklaştığında onun vesveseyi ikmal etmesine engel olan şey ise, “Ben Allah’a ve Resulüne inandım” sözü olduğunu, Peygamber Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam tarafından ifade ediliyor.

Yani dikkat ederseniz, Peygamber Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam burada müminlere “Şöyle düşünün, bir de böyle bakın, aslında böyle değildir” diye bir açıklama getirmiyor.

Bu karşılık “İmanda mukavemetin sadakat, muhabbet ve dirayet ile ve ona kesin, kati ve şüphesiz bağlılığınızı tekrar ettiğiniz müddetçe size o varlığın verdiği vesvesenin bir kayıt tutturması mümkün değildir.” ifadesi ibarelenmiş oluyor.

Öyleyse bizlerin, tasavvuf ehli tarafından bizlere verilmiş olan şu zikir hakikati, Allahu Zülcelal’in varlığının delillerinin tekrarı, tehvidinin tekrarı, tevbei istiğfarın tekrarı; bu vesveselerin gelişi anındaki karşılık bulabilecek durumumuzu izah eder.

Psikolojik yapı bu bilinmezler üzerine insanı celb etmektedir.

Zamanda israf, bu manada imanda vesvesenin temelini, vesvesenin temelini oluşturur ve o vesvese bir noktada insanı zorlar.

Sevgiyi kaybetme korkusu ise bir vesvese değildir. Zira insan sevdikleriyle olan muhabbetinin her dem diri tutulmasını arzu eder.

Kendini özel bilmekse bu manada çok ağır bir imtihandır.

Hal-i avamdan kurtulmak ise, işte bu noktada bizim için bir cihattır.

Yani ilmin amellerle kuşanılıp, ilmin farz olarak kılınması bizim hayatımızda imani vesveselere karşı vereceğimiz mücadele için temel bir gereklilik olarak ortaya konulmuştur.

İnsanı mekandaki hali etkiler elbette. Başkasını değil, insanın kendini seyretmesi işte bu manada oldukça önemlidir. Zira imanda vesvese bir başka insanın imanını tartıya koymak gibi tuhaf bir durumdan kaynaklanır.

Günümüz insanının temel problemlerinden biri olarak ifade edilebilir.

“Namazını güzel kılmadı. Orucunu güzel tutmadı. Güzel giyinmedi, güzel söylemedi.”

Halbuki bizler İslam tarihi boyunca karşımızdaki insanın hatasını arayan değil, onun hatalarını örtmekle mükellef olan bir dinin müntesipleriyiz. Bize bunu emreden dinin müntesipleriyiz. Doğal olarak başkalarının hatalarını arayan bir zata, şeytanın yaklaşması, normal ve diğer insanlara göre çok daha hızlı ve fazladır.

Göz kusur ararsa, şeytan insanın kulağına musallat oluverir. İnsanı bu musallattan kurtaracak yine en temel hakikat, Allah Resulü Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin “Allah’a ve Resulüne inandım” sözüyle bizlerde bir mihenk taşı haline gelir.

Çünkü insan zikrettikçe başkalarının hatalarını görmekten vazgeçip kendiyle buluşacağı bir hayat tarzına doğru dönüşür.

Ne kadar çok kendimize dönebilirsek ve kendimizden vazgeçecek şekilde kendimizdeki o hakikati ararsak; işte Rabbimizin bize çizmiş olduğu o yolda şeytanın imanda sebep olmak istediği o vesvese halinden kurtulmak, bu derece kolay ve bu derece rahat bir şekilde aşılabilir Allah’ın izniyle.

biz-hep-guzeliz

Biz Hep Güzeliz

Bayram yeryüzündeki belkide ahirete intikal ettikten sonra hatırlanacak ender günlerden biridir. Öyle ki insanlar cennete …

Tütsü Yakmanın Faydaları Nelerdir?

Tütsüler Ne İşe Yarar 

Tütsüler ne işe yarar? Tütsülerin amacı nedir? Tütsüleri hangi milletler kullanmıştır? Tütsü yakılan yere 3 …

ne-ugrunda-yasayacaksin

Ne Uğrunda Yaşayacaksın

Yavaş konuşunca insanlar bu fütuhatın kendi içerisinde bir deveranı mıdır yoksa hakikati anlamak için biraz daha …